31 Mayıs 2010 Pazartesi

Karpal Tünel Sendromu

Karpal Tünel Sendromu
Hamilelik sırasında vücutta fazla sıvı tutulumunun yol açtığı şikayetler yanlızca ellerde ve ayaklarda görülen şişlikler ile sınırlı değildir. Bu fazla sıvı ellerde ve bileklerde ağrı ve güç kaybı ile karakterize karpal tünel sendromu adı verilen bir rahatsızlığın da nedenidir. Karpal Tünel Sendromu (KTS) hamile kadınların %25-30'unda görülür. Koldan gelen bir sinir ve kas bağları el ayasının tabanında, bilek bölgesinde dar bir kanal ya da tünelden geçerek ele ulaşır. Bu dar kanala Karpal Tünel adı verilir, karpal tünelin içinden geçen sinir ise median sinir olarak adlandırılır. Karpal tünel sadece median sinir ve kas bağlarının sığabileceği kadar bir genişliğe sahiptir. Kanal içinde yer kaplayan herhangi bir oluşum ya da şişlik içindeki dokuların sıkışmasına neden olur. Median sinirdeki bu sıkışma sinirin uyardığı bölgelerde uyuşma ve keçelenme şikayetleri ile kendini belli eder. Median sinirin karpal tünelde sıkışması ile ortaya çıkan bu tablo Karpal Tünel Sendromu (KTS) olarak adlandırılır.


Karpal tünelin içinden geçen tek sinir median sinirdir. Median sinir baş parmak, işaret ve orta parmaklar ile yüzük parmağının yarısının duyularını beyine iletmek ile görevlidir. Aynı zamanda başparmağın kavrama görevini yerine getirmesinde rol alan kasların motor fonksiyonu da median sinir tarafından kontrol edilir. Elin diğer kısımlarının duyu ve motor fonksiyonları karpal tünel içinden geçmeyen diğer sinirlerin sorumluluğundadır.



Bir sinir sıkıştığında işlev göremez hale gelir. Eğer bu sinir deriden aldığı duyuları iletmek ile görevli ise üzerindeki baskı kalkıncaya kadar o sinirin uyardığı bölgede uyuşma meydana gelir. Örneğin bacaktan gelen duyuları taşıyan siyatik sinir kalça bölgesinden geçer. Oturma pozisyonuna bağlı olarak siyatik sinir üzerinde basınç oluştuğunda o bacakta uyuşma hissedilir. Oturma şekli değiştirilip de siyatik sinir üzerindeki bası ortadan kalkınca bu uyuşmada yok olur. Eğer pozisyon uzun süre değiştirilmez ise sinir üzerindeki bası kalıcı hasara neden olabilir. Eğer median sinir karpal tünel içinde sıkışırsa bu sinirin uyardığı bölge olan üç parmak ile yüzük parmağının yarısında uyuşma ortaya çıkar. Yüzük parmağının diğer yarısı ile küçük parmak başka sinirler tarafından uyarıldığı için o bölgelerde belirti görülmez. KTS en sık 29-62 yaş arası kadınlarda görülmekle birlikte her yaştan ve cinsten insanı etkileyebilir.



Karpal tüneldeki boşluğu daraltan her türlü oluşum içindeki median sinirde sıkışmaya yol açabilir. Bunlar arasında tünelin ödem nedeni ile şişmesi ya da kırık sonrası tünelin şeklindeki değişmeler sayılabilir. En sık karşılaşılan neden olan şişlik değişik faktörlere bağlı olarak ortaya çıkabilir. El ve bileğin klavye kullanımında olduğu gibi sürekli aynı şekilde tekrarlayan hareketleri kas bağlarında enflamasyon ve sonrasında bu bağlarda şişmeye neden olur. Bunun yanısıra hamilelik döneminde olduğu gibi vücuttaki genel bir su tutulumu da benzer şekilde karpal tüneline yol açar. Su tutulumunu arttıran bir başka faktör de doğum kontrol haplarıdır.



Kırıkların yanı sıra bileğin poziyonu da tünelin şeklinde değişmelere neden olur. Bilek ve el düz bir hat halindeyken tünel en geniş aralığa sahiptir. Bilek yukarı ya da aşağı kıvrıldığında kanalın boyutlarında hafif bir daralma meydana gelir.



Belirtileri

Hamile bir kadında aşağıdaki yakınmalar ortaya çıktığında KTS açısından değerlendirilmesi gerekir:



Küçük parmak dışında kalan parmaklarda uyuşma ve keçelenme

Bilekten kola doğru uzanan ani ve keskin ağrı

Parmaklarda yanma hissi

Özellikle sabahları görülen kısmı şişlik ve el krampları

Başparmakda güç kaybı

Eşyaları sık sık elden düşürme

Uykudan el ve bilek ağrısı ile uyanma

Araba kullanmak gibi aktiviteler sırasında elde uyuşma

Bu belirtilerin ortaya çıkması karpal tünel sendromunu düşündürmekle birlikte her zaman KTS tanısını koydurmaz. Eklem iltihabı, boyun fıtığı, median sinirin omurilikten ayrıldığı bölgede meydana gelen sıkışmalar gibi diğer durumlar da benzer yakınmalar yaratabilir.



Tanı

Karpal tünel sendromunun kesin tanısı sinir iletim testleri ile konabilir. Bu test KTS olan olguların yaklaşık %90'ında tanı koydurur. Ancak test souçları normal olan kişilerde de KTS olabileceği akıldan çıkartılmamalıdır. KTS'de tanı temel olarak öykü ve fizik muayene bulguları ile konur. Sinir iletim testleri tanıyı konfirme etmek ve olayın derecesini saptamak için kullanılır. Son zamanlarda manyetik rezonans incelemesinin KTS tanısında yararlı olduğu gösterilmiştir.Tanıda rontgen ve ultrasonografinin yeri yoktur.



Tedavi

Karpal tünel sendromu varlığında değişik tedavi alternatifleri mevcuttur. Bandaj bunlar arasında en sık kullanılan yöntemdir. Parmaklar, el ve bileğin doğal pozisyonlarında hareketinin engellenerek dinlendirilmesi karpal tüneldeki basıncı azaltmada oldukça etkili bir yöntemdir.



Bandaj ile ağrının azalmadığı durumlarda bilek içine küçük dozda kortizon ya da lokal anestezik enjeksiyonu yapılabilir.



Ağrıyı ve enflamasyonu gidermek amacıyla çeşitli steroid olmayan antienflamatuar ve ağrı kesiciler kullanılabilir. Hamile kadınlarda bu ilaçlar mutlaka hamileliği takipeden doktorun önerisi ile kullanılmalıdır.



Israrcı olgularda küçük bir cerrahi müdahale gerekebilmektedir. Bu işlem hastanede yatmayı gerektirmeyen, ayaktan yapılan bir müdahaledir. El ayasında bileğe yakın bir alandan yapılan küçük bir kesi ile sıkışmaya neden olan bağ dokusu rahatlatılır. İşlem sonrası hasta 4-6 hafta içinde tamamen normale döner.



KTS'nin tedaviye verdiği yanıt mükemmel olmakla birlikte %1'den az olguda kalıcı hasar meydana gelebilir.



Önlemler

Hamilelikte kaprpal tünel sendromu oluşmasını engellemek için bazı önlemler almak yarar sağlamaktadır:



Su tutulumunu azaltmak için tuz alımını kısıtlamak

El bileğinin uzun süre aynı pozisyonda tutulmaması

Düzenli aralıklarla el bileğini dinlendirmek

Uzun süre tekrarlayıcı karekterde hareketler yapmamak

Obesite karpal tünel sendromu için bir risk faktörü olduğundan kilo verilmesi

KTS'yi önlemeye yönelik egzersizler.

Karpal Tünel Sendromu

Karpal Tünel Sendromu
Hamilelik sırasında vücutta fazla sıvı tutulumunun yol açtığı şikayetler yanlızca ellerde ve ayaklarda görülen şişlikler ile sınırlı değildir. Bu fazla sıvı ellerde ve bileklerde ağrı ve güç kaybı ile karakterize karpal tünel sendromu adı verilen bir rahatsızlığın da nedenidir. Karpal Tünel Sendromu (KTS) hamile kadınların %25-30'unda görülür. Koldan gelen bir sinir ve kas bağları el ayasının tabanında, bilek bölgesinde dar bir kanal ya da tünelden geçerek ele ulaşır. Bu dar kanala Karpal Tünel adı verilir, karpal tünelin içinden geçen sinir ise median sinir olarak adlandırılır. Karpal tünel sadece median sinir ve kas bağlarının sığabileceği kadar bir genişliğe sahiptir. Kanal içinde yer kaplayan herhangi bir oluşum ya da şişlik içindeki dokuların sıkışmasına neden olur. Median sinirdeki bu sıkışma sinirin uyardığı bölgelerde uyuşma ve keçelenme şikayetleri ile kendini belli eder. Median sinirin karpal tünelde sıkışması ile ortaya çıkan bu tablo Karpal Tünel Sendromu (KTS) olarak adlandırılır.


Karpal tünelin içinden geçen tek sinir median sinirdir. Median sinir baş parmak, işaret ve orta parmaklar ile yüzük parmağının yarısının duyularını beyine iletmek ile görevlidir. Aynı zamanda başparmağın kavrama görevini yerine getirmesinde rol alan kasların motor fonksiyonu da median sinir tarafından kontrol edilir. Elin diğer kısımlarının duyu ve motor fonksiyonları karpal tünel içinden geçmeyen diğer sinirlerin sorumluluğundadır.



Bir sinir sıkıştığında işlev göremez hale gelir. Eğer bu sinir deriden aldığı duyuları iletmek ile görevli ise üzerindeki baskı kalkıncaya kadar o sinirin uyardığı bölgede uyuşma meydana gelir. Örneğin bacaktan gelen duyuları taşıyan siyatik sinir kalça bölgesinden geçer. Oturma pozisyonuna bağlı olarak siyatik sinir üzerinde basınç oluştuğunda o bacakta uyuşma hissedilir. Oturma şekli değiştirilip de siyatik sinir üzerindeki bası ortadan kalkınca bu uyuşmada yok olur. Eğer pozisyon uzun süre değiştirilmez ise sinir üzerindeki bası kalıcı hasara neden olabilir. Eğer median sinir karpal tünel içinde sıkışırsa bu sinirin uyardığı bölge olan üç parmak ile yüzük parmağının yarısında uyuşma ortaya çıkar. Yüzük parmağının diğer yarısı ile küçük parmak başka sinirler tarafından uyarıldığı için o bölgelerde belirti görülmez. KTS en sık 29-62 yaş arası kadınlarda görülmekle birlikte her yaştan ve cinsten insanı etkileyebilir.



Karpal tüneldeki boşluğu daraltan her türlü oluşum içindeki median sinirde sıkışmaya yol açabilir. Bunlar arasında tünelin ödem nedeni ile şişmesi ya da kırık sonrası tünelin şeklindeki değişmeler sayılabilir. En sık karşılaşılan neden olan şişlik değişik faktörlere bağlı olarak ortaya çıkabilir. El ve bileğin klavye kullanımında olduğu gibi sürekli aynı şekilde tekrarlayan hareketleri kas bağlarında enflamasyon ve sonrasında bu bağlarda şişmeye neden olur. Bunun yanısıra hamilelik döneminde olduğu gibi vücuttaki genel bir su tutulumu da benzer şekilde karpal tüneline yol açar. Su tutulumunu arttıran bir başka faktör de doğum kontrol haplarıdır.



Kırıkların yanı sıra bileğin poziyonu da tünelin şeklinde değişmelere neden olur. Bilek ve el düz bir hat halindeyken tünel en geniş aralığa sahiptir. Bilek yukarı ya da aşağı kıvrıldığında kanalın boyutlarında hafif bir daralma meydana gelir.



Belirtileri

Hamile bir kadında aşağıdaki yakınmalar ortaya çıktığında KTS açısından değerlendirilmesi gerekir:



Küçük parmak dışında kalan parmaklarda uyuşma ve keçelenme

Bilekten kola doğru uzanan ani ve keskin ağrı

Parmaklarda yanma hissi

Özellikle sabahları görülen kısmı şişlik ve el krampları

Başparmakda güç kaybı

Eşyaları sık sık elden düşürme

Uykudan el ve bilek ağrısı ile uyanma

Araba kullanmak gibi aktiviteler sırasında elde uyuşma

Bu belirtilerin ortaya çıkması karpal tünel sendromunu düşündürmekle birlikte her zaman KTS tanısını koydurmaz. Eklem iltihabı, boyun fıtığı, median sinirin omurilikten ayrıldığı bölgede meydana gelen sıkışmalar gibi diğer durumlar da benzer yakınmalar yaratabilir.



Tanı

Karpal tünel sendromunun kesin tanısı sinir iletim testleri ile konabilir. Bu test KTS olan olguların yaklaşık %90'ında tanı koydurur. Ancak test souçları normal olan kişilerde de KTS olabileceği akıldan çıkartılmamalıdır. KTS'de tanı temel olarak öykü ve fizik muayene bulguları ile konur. Sinir iletim testleri tanıyı konfirme etmek ve olayın derecesini saptamak için kullanılır. Son zamanlarda manyetik rezonans incelemesinin KTS tanısında yararlı olduğu gösterilmiştir.Tanıda rontgen ve ultrasonografinin yeri yoktur.



Tedavi

Karpal tünel sendromu varlığında değişik tedavi alternatifleri mevcuttur. Bandaj bunlar arasında en sık kullanılan yöntemdir. Parmaklar, el ve bileğin doğal pozisyonlarında hareketinin engellenerek dinlendirilmesi karpal tüneldeki basıncı azaltmada oldukça etkili bir yöntemdir.



Bandaj ile ağrının azalmadığı durumlarda bilek içine küçük dozda kortizon ya da lokal anestezik enjeksiyonu yapılabilir.



Ağrıyı ve enflamasyonu gidermek amacıyla çeşitli steroid olmayan antienflamatuar ve ağrı kesiciler kullanılabilir. Hamile kadınlarda bu ilaçlar mutlaka hamileliği takipeden doktorun önerisi ile kullanılmalıdır.



Israrcı olgularda küçük bir cerrahi müdahale gerekebilmektedir. Bu işlem hastanede yatmayı gerektirmeyen, ayaktan yapılan bir müdahaledir. El ayasında bileğe yakın bir alandan yapılan küçük bir kesi ile sıkışmaya neden olan bağ dokusu rahatlatılır. İşlem sonrası hasta 4-6 hafta içinde tamamen normale döner.



KTS'nin tedaviye verdiği yanıt mükemmel olmakla birlikte %1'den az olguda kalıcı hasar meydana gelebilir.



Önlemler

Hamilelikte kaprpal tünel sendromu oluşmasını engellemek için bazı önlemler almak yarar sağlamaktadır:



Su tutulumunu azaltmak için tuz alımını kısıtlamak

El bileğinin uzun süre aynı pozisyonda tutulmaması

Düzenli aralıklarla el bileğini dinlendirmek

Uzun süre tekrarlayıcı karekterde hareketler yapmamak

Obesite karpal tünel sendromu için bir risk faktörü olduğundan kilo verilmesi

KTS'yi önlemeye yönelik egzersizler.

Kirli havuzlar cinsel hastalıklara davetiye çıkarıyor

Kirli havuzlar cinsel hastalıklara davetiye çıkarıyor




Cinsel Tıp Derneği Başkanı Dr. Cem Keçe toplu girilen ve hijyenik olmayan havuzların cinsel yolla bulaşan hastalıklara yol açtığını ileri sürdü. Keçe iyi temizlenmeyen havuzlardan tifo hepatit A ve E kolibasili dizanteri gibi ateşli ishal yapan mikroplar göz kulak burun boğaz enfeksiyonlarıyla uyuz gibi deri hastalıklarının da bulaşabileceği uyarısında bulundu.



Keçe yaptığı açıklamada bunaltıcı sıcakların başladığı şu günlerde tatile çıkan vatandaşları kullandıkları havuzun veya denizin temizliği konusunda uyardı. Keçe su sirkülasyonu fazla olan havuzların tercih edilmesini önerdi. Havuzlardan veya denizden en fazla bulaşan hastalığın genital mantar enfeksiyonları olduğunu söyleyen Keçe "Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan bir kısmı özellikle toplu girilen havuzlardan yaygın olarak bulaşabiliyor. Havuz veya deniz sefasının hastanede bitmemesi için vatandaşlarımızı girilen havuzun temizliğinden emin olunması konusunda uyarıyoruz ve su sirkülasyonu fazla olan havuzların tercih edilmesini de öneriyoruz. Çünkü yeterince temizlenmeyen havuzlar ve kirlilik seviyesi yüksek sahiller tehlike saçıyor" dedi.



Sıcakla artan terlemenin yaz aylarında mantar üremesini kolaylaştırdığına dikkat çeken Keçe kirli havuzların genital mantar enfeksiyonları bakteriyel vajinit molluscum cantagiosum ve trikomonas enfeksiyonu gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklara yol açabileceğini ifade etti. Keçe ayrıca iyi temizlenmeyen havuzlardan tifo hepatit A ve E cryptosporidum kolibasili giardia shigella dizanteri ve paratifo gibi ateşli ishal yapan mikroplar göz kulak burun boğaz enfeksiyonlarıyla uyuz ve impetigo gibi deri hastalıklarının da bulaştığını vurguladı. Denizde mikrop kapmanın havuzlara oranla daha zor olduğunu söyleyen Keçe "Deniz suyu tuzlu olduğu için mikropların yaşaması daha zordur. Ama kirli yüzeyi köpüklü ve yeşil görünümde olan denizlerde yüzmeyin. Ancak havuzlara bu anlamda daha çok dikkat etmek gerekir. Çünkü havuzlar durağan sular olması nedeniyle kolaylıkla kirlenebilir ve mikrop üremesi daha kolaydır ve mikropları kontrol altına almak için hijyen kurallarına çok dikkat edilmelidir" diye konuştu.



Havuzlardan veya denizden bulaşan genital enfeksiyonların bazı küçük önlemleri göz ardı etmeden kaynaklandığının altını çizen Keçe şöyle devam etti:



"Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan havuzlardan bulaşanlar daha çok ıslak mayoyla beklemek yeterince kurulanmamak üşümek sık çamaşır değiştirmemek temiz olmayan havuzların ve hijyenik olmayan tuvaletlerin kullanılması naylondan imal edilmiş ve dar olan kıyafetlerin kullanılmasıyla korunmasız ilişki şeklinde genital floranın dengesinin bozulmasıyla oluşur. Çünkü bu enfeksiyonların yerleşmesinde nem çok önemlidir. Islak ve nemli ortamlarda vücudumuzda zaten var olan ama yeterli nemi ve ıslaklığı bulamadığı için şikayet yaratmayan mantarlar üremelerini artırarak kaşıntı peynir kesiği tarzında beyaz akıntı kızarıklık genital bölgede yanma ve tahriş hissi meydana getirirler. Bakteriyel vajinitte ise sarı-gri veya kirli beyaz renkte kokulu akıntı ve cinsel ilişkide acıma olur. Trikomonas ise çok yoğun sarı-yeşilimsi bir akıntı yapar. Molluscum cantagiosum ise genital bölgede küçük yuvarlak siğiller oluşturur" dedi.



Suya girmeden önce duş alarak vücudu iyice temizlemenin çok önemli olduğuna dikkat çeken Cinsel Tıp Derneği Başkanı Dr. Cem Keçe alınacak basit tedbirlerle vatandaşların bu hastalıklardan korunabileceğini belirtti. Keçe havuzlarda veya denizde bulaşıcı hastalıklardan korunmak için şu önerilerde bulundu:



"Cinsel Tıp Derneği olarak hijyen için periyodik kimyasal ve fiziksel temizlik işlemlerinin ihmal edilmediği yüzme havuzlarının tercih edilmesini öneriyoruz. Yüzme havuzunda normal klor seviyesi 08 mg/lt düzeyinde olmalı ve çok iyi çalışan bir filtreleme sistemi bulunmalıdır. Ayrıca hepatit A ve B aşısı olmayan çocukların havuzlara gönderilmemesini de tavsiye ediyoruz. İşletme sahipleri kadar vatandaşlarımızın da kendilerine dikkat etmesi gerekir. Havuz kenarlarında yiyecek yemeyin ve sigara içmeyin. Ateşli hastalık ya da ishal geçirirken havuza girmeyin. Bone kullanın. Suya tükürmeyin. Islak mayoyla oturmayın. Yeterince kurulanın. Sık çamaşır değiştirin. Temiz ve hijyenik olmayan tuvaletleri kullanmayın. Naylondan imal edilmiş ve dar olan kıyafetleri kullanmayın. Korunmasız cinsel ilişkiye irmeyin. Havuz bölgesine ayakkabıyla veya dışarıda giyilen terliklerle girmeyin. Ayaklarınızı antiseptik suya batırarak dezenfekte edin. Havuzda su yutmamaya dikkat edin. Kulak enfeksiyonlarına karşı kulak tıkacı kullanın. Suya atlarken burnunuzu tutun. Cildinizde sıyrık ya da kesik varsa yüzme sonrasında su ve sabunla temizleyin. Göz enfeksiyonlarını önlemek için sualtı gözlüğü veya maskeleri kullanın. Çocukların havuzlara tuvaletini yapmalarını engelleyin. Lağım karışan alanlara yakın bölgelerdeki denizlere ve şiddetli yağmurlar sonrasında yüzmeyin."

Kirli havuzlar cinsel hastalıklara davetiye çıkarıyor

Kirli havuzlar cinsel hastalıklara davetiye çıkarıyor




Cinsel Tıp Derneği Başkanı Dr. Cem Keçe toplu girilen ve hijyenik olmayan havuzların cinsel yolla bulaşan hastalıklara yol açtığını ileri sürdü. Keçe iyi temizlenmeyen havuzlardan tifo hepatit A ve E kolibasili dizanteri gibi ateşli ishal yapan mikroplar göz kulak burun boğaz enfeksiyonlarıyla uyuz gibi deri hastalıklarının da bulaşabileceği uyarısında bulundu.



Keçe yaptığı açıklamada bunaltıcı sıcakların başladığı şu günlerde tatile çıkan vatandaşları kullandıkları havuzun veya denizin temizliği konusunda uyardı. Keçe su sirkülasyonu fazla olan havuzların tercih edilmesini önerdi. Havuzlardan veya denizden en fazla bulaşan hastalığın genital mantar enfeksiyonları olduğunu söyleyen Keçe "Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan bir kısmı özellikle toplu girilen havuzlardan yaygın olarak bulaşabiliyor. Havuz veya deniz sefasının hastanede bitmemesi için vatandaşlarımızı girilen havuzun temizliğinden emin olunması konusunda uyarıyoruz ve su sirkülasyonu fazla olan havuzların tercih edilmesini de öneriyoruz. Çünkü yeterince temizlenmeyen havuzlar ve kirlilik seviyesi yüksek sahiller tehlike saçıyor" dedi.



Sıcakla artan terlemenin yaz aylarında mantar üremesini kolaylaştırdığına dikkat çeken Keçe kirli havuzların genital mantar enfeksiyonları bakteriyel vajinit molluscum cantagiosum ve trikomonas enfeksiyonu gibi cinsel yolla bulaşan hastalıklara yol açabileceğini ifade etti. Keçe ayrıca iyi temizlenmeyen havuzlardan tifo hepatit A ve E cryptosporidum kolibasili giardia shigella dizanteri ve paratifo gibi ateşli ishal yapan mikroplar göz kulak burun boğaz enfeksiyonlarıyla uyuz ve impetigo gibi deri hastalıklarının da bulaştığını vurguladı. Denizde mikrop kapmanın havuzlara oranla daha zor olduğunu söyleyen Keçe "Deniz suyu tuzlu olduğu için mikropların yaşaması daha zordur. Ama kirli yüzeyi köpüklü ve yeşil görünümde olan denizlerde yüzmeyin. Ancak havuzlara bu anlamda daha çok dikkat etmek gerekir. Çünkü havuzlar durağan sular olması nedeniyle kolaylıkla kirlenebilir ve mikrop üremesi daha kolaydır ve mikropları kontrol altına almak için hijyen kurallarına çok dikkat edilmelidir" diye konuştu.



Havuzlardan veya denizden bulaşan genital enfeksiyonların bazı küçük önlemleri göz ardı etmeden kaynaklandığının altını çizen Keçe şöyle devam etti:



"Cinsel yolla bulaşan hastalıklardan havuzlardan bulaşanlar daha çok ıslak mayoyla beklemek yeterince kurulanmamak üşümek sık çamaşır değiştirmemek temiz olmayan havuzların ve hijyenik olmayan tuvaletlerin kullanılması naylondan imal edilmiş ve dar olan kıyafetlerin kullanılmasıyla korunmasız ilişki şeklinde genital floranın dengesinin bozulmasıyla oluşur. Çünkü bu enfeksiyonların yerleşmesinde nem çok önemlidir. Islak ve nemli ortamlarda vücudumuzda zaten var olan ama yeterli nemi ve ıslaklığı bulamadığı için şikayet yaratmayan mantarlar üremelerini artırarak kaşıntı peynir kesiği tarzında beyaz akıntı kızarıklık genital bölgede yanma ve tahriş hissi meydana getirirler. Bakteriyel vajinitte ise sarı-gri veya kirli beyaz renkte kokulu akıntı ve cinsel ilişkide acıma olur. Trikomonas ise çok yoğun sarı-yeşilimsi bir akıntı yapar. Molluscum cantagiosum ise genital bölgede küçük yuvarlak siğiller oluşturur" dedi.



Suya girmeden önce duş alarak vücudu iyice temizlemenin çok önemli olduğuna dikkat çeken Cinsel Tıp Derneği Başkanı Dr. Cem Keçe alınacak basit tedbirlerle vatandaşların bu hastalıklardan korunabileceğini belirtti. Keçe havuzlarda veya denizde bulaşıcı hastalıklardan korunmak için şu önerilerde bulundu:



"Cinsel Tıp Derneği olarak hijyen için periyodik kimyasal ve fiziksel temizlik işlemlerinin ihmal edilmediği yüzme havuzlarının tercih edilmesini öneriyoruz. Yüzme havuzunda normal klor seviyesi 08 mg/lt düzeyinde olmalı ve çok iyi çalışan bir filtreleme sistemi bulunmalıdır. Ayrıca hepatit A ve B aşısı olmayan çocukların havuzlara gönderilmemesini de tavsiye ediyoruz. İşletme sahipleri kadar vatandaşlarımızın da kendilerine dikkat etmesi gerekir. Havuz kenarlarında yiyecek yemeyin ve sigara içmeyin. Ateşli hastalık ya da ishal geçirirken havuza girmeyin. Bone kullanın. Suya tükürmeyin. Islak mayoyla oturmayın. Yeterince kurulanın. Sık çamaşır değiştirin. Temiz ve hijyenik olmayan tuvaletleri kullanmayın. Naylondan imal edilmiş ve dar olan kıyafetleri kullanmayın. Korunmasız cinsel ilişkiye irmeyin. Havuz bölgesine ayakkabıyla veya dışarıda giyilen terliklerle girmeyin. Ayaklarınızı antiseptik suya batırarak dezenfekte edin. Havuzda su yutmamaya dikkat edin. Kulak enfeksiyonlarına karşı kulak tıkacı kullanın. Suya atlarken burnunuzu tutun. Cildinizde sıyrık ya da kesik varsa yüzme sonrasında su ve sabunla temizleyin. Göz enfeksiyonlarını önlemek için sualtı gözlüğü veya maskeleri kullanın. Çocukların havuzlara tuvaletini yapmalarını engelleyin. Lağım karışan alanlara yakın bölgelerdeki denizlere ve şiddetli yağmurlar sonrasında yüzmeyin."

Kin Besleyen Kadın Çabuk Ölüyor

Amerikalı bilim adamları tarafından yapılan bir araştırma, hayata dair iyimser ve umutlu olan kadınların daha uzun yaşadıklarını ortaya koydu. Araştırma, kindar kadınların ölümcül hastalıklara yakalanıp çabuk öldüğünü kanıtladı.


100 bin kadın üzerinde yapılan araştırmada 'kötümser' olan kişilerin kan basıncı ve kollestrol oranının daha yüksek olduğu gözlendi. İyimser kadınların kalp krizine yakalanmaları riskinin diğerlerine göre yüzde 9 oranında daha az olduğuna dikkat çekilen araştırma sonuçlarına göre, başkalarına karşı kötü düşünceler ya da düşmanlık beslemenin hastalığa yakalanıp erken yaşta hayatını kaybetme riskini yüzde 16 oranında artırıyor.



Çeşitli örneklerin de yer aldığı araştırmada, iyimser kadınların kendilerine daha iyi baktıklarına ve daha çok spor yaptıklarına dikkat çekiliyor.



Araştırmaya öncülük eden Pittsburgh Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr Hilary Tindle, olumsuz düşünen insanların sağlık açısından diğerlerine göre daha fala risk taşıdığını söyledi.



Amerikalı bilim adamları tarafından yapılan bir araştırma, hayata dair iyimser ve umutlu olan kadınların daha uzun yaşadıklarını ortaya koydu. Araştırma, kindar kadınların ölümcül hastalıklara yakalanıp çabuk öldüğünü kanıtladı.



100 bin kadın üzerinde yapılan araştırmada 'kötümser' olan kişilerin kan basıncı ve kollestrol oranının daha yüksek olduğu gözlendi. İyimser kadınların kalp krizine yakalanmaları riskinin diğerlerine göre yüzde 9 oranında daha az olduğuna dikkat çekilen araştırma sonuçlarına göre, başkalarına karşı kötü düşünceler ya da düşmanlık beslemenin hastalığa yakalanıp erken yaşta hayatını kaybetme riskini yüzde 16 oranında artırıyor.



Çeşitli örneklerin de yer aldığı araştırmada, iyimser kadınların kendilerine daha iyi baktıklarına ve daha çok spor yaptıklarına dikkat çekiliyor.



Araştırmaya öncülük eden Pittsburgh Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr Hilary Tindle, olumsuz düşünen insanların sağlık açısından diğerlerine göre daha fala risk taşıdığını söyledi.



Kaynak

Hamilelere öneriler

Hamilelere öneriler








İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Buyru, hamilelerin yaz sıcaklarında serinlemeleri için en ideal içeceğin “süt” olduğunu bildirdi.



Buyru yaptığı yazılı açıklamada, hamilelik döneminde kadınların, hem bedeninde, hem de ruhunda pek çok değişiklik yaşadığını ve bu değişikliklerin bazen hayatı olumsuz etkileyebileceğini belirtti.



Hamilelerin çeşitli önlemlerle yaz aylarını rahat geçirebileceğine işaret eden Buyru, ıslak ve soğuk havluların, boyun ve alın bölgesine uygulanmasının ise koruyucu önlemler arasında yer aldığını dile getirdi.



Prof. Dr. Buyru, hamilelerin yazın sıvı alımına dikkat etmesi gerektiğini vurgulayarak, “Yaz aylarında hamilelerin şikayetleri daha da artıyor, serinlemek için en ideal içeceklerden biri de süt. Bunun yanında su, çok tuzlu olmayan ayran, maden suyu, limonata, portakal suyu alınabilir” dedi.



GEBELERDE SPOR ÖNEMLİ



Faruk Buyru, hamilelerin spor yapmalarının da gerekli olduğunu belirterek, yüzmenin gebelerin yapabileceği en iyi sporlardan biri olduğunu vurguladı.



Yüzmenin, serinlemenin yanı sıra kilo alımını dengelemesi, bel ve siyatik ağrılarını engellemesine katkıda bulunduğunu dile getiren Buyru, şu bilgileri verdi:



“Öğlen sıcakta denize veya havuza girmeyin. Sudan çıktıktan sonra ıslak mayoyla kalmayın. Gebeler güneş ışınlarına karşı hassastır, hem güneş yanıklarından korunmak, hem de leke (gebelik maskesi) oluşmasını engellemek için bol koruma faktörlü (30-45) koruyucular kullanın ve direkt güneş ışınlarına maruz kalmaktan kaçının.”



Prof. Dr. Buyru, oturarak çalışanların saatte bir defa 5 dakika hareket etmeleri gerektiğini belirterek, haftada 2-3 kez, serin saatlerde 30 dakikalık yürüyüşlerin yararlı olacağını bildirdi.

Kin Besleyen Kadın Çabuk Ölüyor

Amerikalı bilim adamları tarafından yapılan bir araştırma, hayata dair iyimser ve umutlu olan kadınların daha uzun yaşadıklarını ortaya koydu. Araştırma, kindar kadınların ölümcül hastalıklara yakalanıp çabuk öldüğünü kanıtladı.


100 bin kadın üzerinde yapılan araştırmada 'kötümser' olan kişilerin kan basıncı ve kollestrol oranının daha yüksek olduğu gözlendi. İyimser kadınların kalp krizine yakalanmaları riskinin diğerlerine göre yüzde 9 oranında daha az olduğuna dikkat çekilen araştırma sonuçlarına göre, başkalarına karşı kötü düşünceler ya da düşmanlık beslemenin hastalığa yakalanıp erken yaşta hayatını kaybetme riskini yüzde 16 oranında artırıyor.



Çeşitli örneklerin de yer aldığı araştırmada, iyimser kadınların kendilerine daha iyi baktıklarına ve daha çok spor yaptıklarına dikkat çekiliyor.



Araştırmaya öncülük eden Pittsburgh Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr Hilary Tindle, olumsuz düşünen insanların sağlık açısından diğerlerine göre daha fala risk taşıdığını söyledi.



Amerikalı bilim adamları tarafından yapılan bir araştırma, hayata dair iyimser ve umutlu olan kadınların daha uzun yaşadıklarını ortaya koydu. Araştırma, kindar kadınların ölümcül hastalıklara yakalanıp çabuk öldüğünü kanıtladı.



100 bin kadın üzerinde yapılan araştırmada 'kötümser' olan kişilerin kan basıncı ve kollestrol oranının daha yüksek olduğu gözlendi. İyimser kadınların kalp krizine yakalanmaları riskinin diğerlerine göre yüzde 9 oranında daha az olduğuna dikkat çekilen araştırma sonuçlarına göre, başkalarına karşı kötü düşünceler ya da düşmanlık beslemenin hastalığa yakalanıp erken yaşta hayatını kaybetme riskini yüzde 16 oranında artırıyor.



Çeşitli örneklerin de yer aldığı araştırmada, iyimser kadınların kendilerine daha iyi baktıklarına ve daha çok spor yaptıklarına dikkat çekiliyor.



Araştırmaya öncülük eden Pittsburgh Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr Hilary Tindle, olumsuz düşünen insanların sağlık açısından diğerlerine göre daha fala risk taşıdığını söyledi.



Kaynak

Hamilelere öneriler

Hamilelere öneriler








İstanbul Üniversitesi (İÜ) İstanbul Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Faruk Buyru, hamilelerin yaz sıcaklarında serinlemeleri için en ideal içeceğin “süt” olduğunu bildirdi.



Buyru yaptığı yazılı açıklamada, hamilelik döneminde kadınların, hem bedeninde, hem de ruhunda pek çok değişiklik yaşadığını ve bu değişikliklerin bazen hayatı olumsuz etkileyebileceğini belirtti.



Hamilelerin çeşitli önlemlerle yaz aylarını rahat geçirebileceğine işaret eden Buyru, ıslak ve soğuk havluların, boyun ve alın bölgesine uygulanmasının ise koruyucu önlemler arasında yer aldığını dile getirdi.



Prof. Dr. Buyru, hamilelerin yazın sıvı alımına dikkat etmesi gerektiğini vurgulayarak, “Yaz aylarında hamilelerin şikayetleri daha da artıyor, serinlemek için en ideal içeceklerden biri de süt. Bunun yanında su, çok tuzlu olmayan ayran, maden suyu, limonata, portakal suyu alınabilir” dedi.



GEBELERDE SPOR ÖNEMLİ



Faruk Buyru, hamilelerin spor yapmalarının da gerekli olduğunu belirterek, yüzmenin gebelerin yapabileceği en iyi sporlardan biri olduğunu vurguladı.



Yüzmenin, serinlemenin yanı sıra kilo alımını dengelemesi, bel ve siyatik ağrılarını engellemesine katkıda bulunduğunu dile getiren Buyru, şu bilgileri verdi:



“Öğlen sıcakta denize veya havuza girmeyin. Sudan çıktıktan sonra ıslak mayoyla kalmayın. Gebeler güneş ışınlarına karşı hassastır, hem güneş yanıklarından korunmak, hem de leke (gebelik maskesi) oluşmasını engellemek için bol koruma faktörlü (30-45) koruyucular kullanın ve direkt güneş ışınlarına maruz kalmaktan kaçının.”



Prof. Dr. Buyru, oturarak çalışanların saatte bir defa 5 dakika hareket etmeleri gerektiğini belirterek, haftada 2-3 kez, serin saatlerde 30 dakikalık yürüyüşlerin yararlı olacağını bildirdi.

Anne adaylarının doğru beslenmesi

Bir toplumun geleceği, sağlıklı bireylerin varlığı ile süreklidir. Çocukların sağlıklı olarak dünyaya gelmesi için annelerin gebe ve emziklilik döneminde, yeterli ve dengeli beslenmeleri ve sağlıklarını korumaları gereklidir.




Gebelik, kadınların yaşamında, beslenmeye önem verilmesi gereken dönemlerden biridir. Beslenme ve Diyet Uzmanı Aylin Yılmaz, gebelikte aşırı beslenmenin de yetersiz beslenme kadar anne ve bebek sağlığına zarar verdiğini vurguluyor. Gebelikte enerji ve besin öğeleri gereksiniminin arttığını belirten Yılmaz, artış miktarının annenin yaşadığı iklime, ısıya, beslenme ve fiziksel aktivite durumuna bağlı olarak değiştiğini de sözlerine ekliyor.











Gebelikte ağırlık kazanımı



Gebelik öncesi şişman olan kişilerde farklı sorunlar ortaya çıkabilir.



• Hipertansiyon.



• Şeker hastalığı (gestasyonel diabet).



• Kalp-damar hastalıkları.



• Doğumun zor olması.



Gebelikte ağırlık kazanımının izlenmesi çok büyük önem taşımaktadır. Gebelik öncesi ağırlık kazanımı; fizyolojik farklılıklara ve beslenme durumuna bağlı olarak değişebilir.



Enerji ve besin öğeleri gereksinimi



Enerji: Gebelik dönemi günlük beslenmesinde, enerji gerektiği kadar alınmalıdır. Çünkü hamile kişinin kendi vücut fonksiyonları ve bebeğin büyüme gelişmesi için gereken enerjinin sağlanması çok önemlidir.



Proteinler: Günlük enerjinin %15'i bu gruptan sağlanmalıdır. Alınan proteinlerin %60'ı biyolojik değeri yüksek olan besinlerden olmalıdır. Hayvansal kaynaklı proteinlerin vücut tarafından kullanılabilirliği bitkisel kaynaklı proteinlerden daha yüksektir.



Yağlar: Günlük alınması gereken enerjinin %30'unu oluşturmalıdır. Özellikle doymamış yağ asitleri içeren bitkisel yağlar tercih edilmelidir.



Karbonhidratlar: Günlük alınan enerjinin ortalaması %65'ini oluşturacak şekilde olmalıdır. Tüketilen karbonhidratın cinsi kadar miktarının da önemli olduğu unutulmamalıdır. Basit karbonhidrat olarak nitelendirilen şeker, tatlı, bal vb. besinleri aşırı tüketmekten uzak durmalı, bunların yerine kaliteli karbonhidrat besinlerini tüketmeye özen göstermelidir.



Gebelikte görülen beslenmeye bağlı sağlık sorunları



A) Anemi



B) Kemik dokusunun harabiyeti



C) Toksemi



D) Kabızlık



Anemi: Ülkemizdeki önemli sağlık sorunlarından biri de anemidir. Özellikle demir ve folik asit yetersizliğine bağlı olarak görülen türleriyle daha sık karşılaşılır. C vitamini, demir emilimini arttıran bir vitamindir. Bu nedenle yemeklerle birlikte C vitamini açısından zengin gıdalar almak önemlidir.



Kemik dokusunun harabiyeti: Gebe anne; kemik dokusunun yapısı ve sağlığı için gerekli olan kalsiyum, fosfor gibi mineralleri tüketmezse, ayrıca D vitamini kaynağı olan güneş ışığından yararlanamazsa kemiklerden kalsiyum ve fosfor çekilir. Bunun sonucunda da kemik dokusu bozulur. (Osteomalasia)



Toksemi: Yetersiz ve dengesiz beslenen kadınlarda, protein kaybına bağlı olarak, vücutta, özellikle de bacaklarda ödem oluşmaya başlar. Bu duruma gebelik toksemisi denir. Bu durumda gebenin protein, vitamin ve mineraller açısından zengin, tuzsuz bir diyet yapması gerekebilir.



Kabızlık: Günlük beslenmede posalı yiyeceklerin ve sıvının yeterince tüketilmemesi, dengesiz beslenme ve hareket azlığı gibi nedenler yanında, bazı gebelik hormonlarının bağırsak hareketlerini azaltıcı etkileri ile de gebelikte kabızlık görülebilir. Bu durumda gebe anne; özellikle posa açısından zengin olan gıdaları aşırıya kaçmadan yeterli düzeyde tüketmelidir. Unutulmamalıdır ki, aşırı posa alımı bazı vitaminlerin ve minerallerin emilimini azaltıcı bir etki yaratabilir.



Anne adaylarına tavsiyeler



- Mercimek, bulgur karışımı yemekleri sık tüketip, yanında portakal, mandalina, domates, maydanoz, yeşilbiber, taze soğan gibi C vitamininden zengin sebze ve meyveleri alınız.



- Çay ve kahve gibi içecekleri yemek ile birlikte tüketmekten kaçınmalısınız.



- Sebze ve meyveleri, pirinç, mercimek ve nohut gibi yiyecekleri, iyice yıkamadan yemeyiniz. Tarla ve bahçelerin ilaçlandıklarını unutmayınız. Böceği öldüren ilaç ana rahmindeki bebeği de etkiler.



- Sebzelerin, kuru baklagillerin, makarnanın haşlama sularını dökmeyin.



- İyotlu tuz kullanın.



- Koyu yeşil yapraklı sebzeleri tüketin. (Ispanak, roka, ıspanak, tere vb.)



- Su tüketin. Su, bebeğin beyin gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır.





Kaynak
http://anneyiz.biz/haber/hb_haberdty.php?hid=1121

Anne adaylarının doğru beslenmesi

Bir toplumun geleceği, sağlıklı bireylerin varlığı ile süreklidir. Çocukların sağlıklı olarak dünyaya gelmesi için annelerin gebe ve emziklilik döneminde, yeterli ve dengeli beslenmeleri ve sağlıklarını korumaları gereklidir.




Gebelik, kadınların yaşamında, beslenmeye önem verilmesi gereken dönemlerden biridir. Beslenme ve Diyet Uzmanı Aylin Yılmaz, gebelikte aşırı beslenmenin de yetersiz beslenme kadar anne ve bebek sağlığına zarar verdiğini vurguluyor. Gebelikte enerji ve besin öğeleri gereksiniminin arttığını belirten Yılmaz, artış miktarının annenin yaşadığı iklime, ısıya, beslenme ve fiziksel aktivite durumuna bağlı olarak değiştiğini de sözlerine ekliyor.











Gebelikte ağırlık kazanımı



Gebelik öncesi şişman olan kişilerde farklı sorunlar ortaya çıkabilir.



• Hipertansiyon.



• Şeker hastalığı (gestasyonel diabet).



• Kalp-damar hastalıkları.



• Doğumun zor olması.



Gebelikte ağırlık kazanımının izlenmesi çok büyük önem taşımaktadır. Gebelik öncesi ağırlık kazanımı; fizyolojik farklılıklara ve beslenme durumuna bağlı olarak değişebilir.



Enerji ve besin öğeleri gereksinimi



Enerji: Gebelik dönemi günlük beslenmesinde, enerji gerektiği kadar alınmalıdır. Çünkü hamile kişinin kendi vücut fonksiyonları ve bebeğin büyüme gelişmesi için gereken enerjinin sağlanması çok önemlidir.



Proteinler: Günlük enerjinin %15'i bu gruptan sağlanmalıdır. Alınan proteinlerin %60'ı biyolojik değeri yüksek olan besinlerden olmalıdır. Hayvansal kaynaklı proteinlerin vücut tarafından kullanılabilirliği bitkisel kaynaklı proteinlerden daha yüksektir.



Yağlar: Günlük alınması gereken enerjinin %30'unu oluşturmalıdır. Özellikle doymamış yağ asitleri içeren bitkisel yağlar tercih edilmelidir.



Karbonhidratlar: Günlük alınan enerjinin ortalaması %65'ini oluşturacak şekilde olmalıdır. Tüketilen karbonhidratın cinsi kadar miktarının da önemli olduğu unutulmamalıdır. Basit karbonhidrat olarak nitelendirilen şeker, tatlı, bal vb. besinleri aşırı tüketmekten uzak durmalı, bunların yerine kaliteli karbonhidrat besinlerini tüketmeye özen göstermelidir.



Gebelikte görülen beslenmeye bağlı sağlık sorunları



A) Anemi



B) Kemik dokusunun harabiyeti



C) Toksemi



D) Kabızlık



Anemi: Ülkemizdeki önemli sağlık sorunlarından biri de anemidir. Özellikle demir ve folik asit yetersizliğine bağlı olarak görülen türleriyle daha sık karşılaşılır. C vitamini, demir emilimini arttıran bir vitamindir. Bu nedenle yemeklerle birlikte C vitamini açısından zengin gıdalar almak önemlidir.



Kemik dokusunun harabiyeti: Gebe anne; kemik dokusunun yapısı ve sağlığı için gerekli olan kalsiyum, fosfor gibi mineralleri tüketmezse, ayrıca D vitamini kaynağı olan güneş ışığından yararlanamazsa kemiklerden kalsiyum ve fosfor çekilir. Bunun sonucunda da kemik dokusu bozulur. (Osteomalasia)



Toksemi: Yetersiz ve dengesiz beslenen kadınlarda, protein kaybına bağlı olarak, vücutta, özellikle de bacaklarda ödem oluşmaya başlar. Bu duruma gebelik toksemisi denir. Bu durumda gebenin protein, vitamin ve mineraller açısından zengin, tuzsuz bir diyet yapması gerekebilir.



Kabızlık: Günlük beslenmede posalı yiyeceklerin ve sıvının yeterince tüketilmemesi, dengesiz beslenme ve hareket azlığı gibi nedenler yanında, bazı gebelik hormonlarının bağırsak hareketlerini azaltıcı etkileri ile de gebelikte kabızlık görülebilir. Bu durumda gebe anne; özellikle posa açısından zengin olan gıdaları aşırıya kaçmadan yeterli düzeyde tüketmelidir. Unutulmamalıdır ki, aşırı posa alımı bazı vitaminlerin ve minerallerin emilimini azaltıcı bir etki yaratabilir.



Anne adaylarına tavsiyeler



- Mercimek, bulgur karışımı yemekleri sık tüketip, yanında portakal, mandalina, domates, maydanoz, yeşilbiber, taze soğan gibi C vitamininden zengin sebze ve meyveleri alınız.



- Çay ve kahve gibi içecekleri yemek ile birlikte tüketmekten kaçınmalısınız.



- Sebze ve meyveleri, pirinç, mercimek ve nohut gibi yiyecekleri, iyice yıkamadan yemeyiniz. Tarla ve bahçelerin ilaçlandıklarını unutmayınız. Böceği öldüren ilaç ana rahmindeki bebeği de etkiler.



- Sebzelerin, kuru baklagillerin, makarnanın haşlama sularını dökmeyin.



- İyotlu tuz kullanın.



- Koyu yeşil yapraklı sebzeleri tüketin. (Ispanak, roka, ıspanak, tere vb.)



- Su tüketin. Su, bebeğin beyin gelişimi açısından büyük önem taşımaktadır.





Kaynak
http://anneyiz.biz/haber/hb_haberdty.php?hid=1121

Hormon tedavisi kansere yol açar mı?

İşte menopoz hakkında doğru bilinen yanlışlar...






Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Mete Bostancı, menopoz hakkında doğru bilinen çok yanlış olduğunu, menopozda hormon tedavisinin kansere yol açmadığını kaydetti.



Menopoz tedavisinde yıllarca süren deneyim sonucu geliştirilmiş, çok merkezli çalışmalarla desteklenen hormon ilaçlarının kullanıldığını belirten Bostancı, uygun dozda ve doktor kontrolünde sürdürülen hormon tedavilerinin rahim kanseri ve kolon kanseri riskini azalttığını söyledi. Hormon tedavisinin ayrıca koroner kalp hastalığı riskini ileri derecede azalttığı bilgisini veren Bostancı, "Amerika'da her yıl 250 bin kadın koroner hastalıklarından ölmekteyken meme kanserinden ölüm sayısı 45 bin civarında. Hormon tedavisi alan kadınların altı ayda bir düzenli kontrolden geçiyor olmaları da olası hastalıklarda erken tanı ve tedavi başarısı sağlıyor." dedi.



Bostancı, menopoz ile ilgili doğru bilinen yanlışları şöyle sıraladı: "Menopoz belirli bir yaşta aniden ortaya çıkar. Annesi zor bir menopoz dönemi geçiren kadınlar da menopozu zor geçirir. Her kadın annesi ile benzer yaşta menopoz yaşar. Geç menopoza girenler uzun yaşarlar. Rahim alındığında menopoza girilir. Spiral, doğum kontrol hapı, tüplerin bağlanması ve bunun gibi gebelik önleyici yöntemler erken menopoza yol açar. Menopoz kilo alınmasına yol açar. Menopozda hormon tedavisi alanlar güneşlenmemelidir. Menopoz deliliğe yol açar. Menopozla birlikte cinsel yaşam sona erer. Menopoz tedavi gerektirmeyen doğal bir süreçtir."

http://www.haberturk.com/haber.asp?i...&dt=2009/08/20

Hormon tedavisi kansere yol açar mı?

İşte menopoz hakkında doğru bilinen yanlışlar...






Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Opr. Dr. Mete Bostancı, menopoz hakkında doğru bilinen çok yanlış olduğunu, menopozda hormon tedavisinin kansere yol açmadığını kaydetti.



Menopoz tedavisinde yıllarca süren deneyim sonucu geliştirilmiş, çok merkezli çalışmalarla desteklenen hormon ilaçlarının kullanıldığını belirten Bostancı, uygun dozda ve doktor kontrolünde sürdürülen hormon tedavilerinin rahim kanseri ve kolon kanseri riskini azalttığını söyledi. Hormon tedavisinin ayrıca koroner kalp hastalığı riskini ileri derecede azalttığı bilgisini veren Bostancı, "Amerika'da her yıl 250 bin kadın koroner hastalıklarından ölmekteyken meme kanserinden ölüm sayısı 45 bin civarında. Hormon tedavisi alan kadınların altı ayda bir düzenli kontrolden geçiyor olmaları da olası hastalıklarda erken tanı ve tedavi başarısı sağlıyor." dedi.



Bostancı, menopoz ile ilgili doğru bilinen yanlışları şöyle sıraladı: "Menopoz belirli bir yaşta aniden ortaya çıkar. Annesi zor bir menopoz dönemi geçiren kadınlar da menopozu zor geçirir. Her kadın annesi ile benzer yaşta menopoz yaşar. Geç menopoza girenler uzun yaşarlar. Rahim alındığında menopoza girilir. Spiral, doğum kontrol hapı, tüplerin bağlanması ve bunun gibi gebelik önleyici yöntemler erken menopoza yol açar. Menopoz kilo alınmasına yol açar. Menopozda hormon tedavisi alanlar güneşlenmemelidir. Menopoz deliliğe yol açar. Menopozla birlikte cinsel yaşam sona erer. Menopoz tedavi gerektirmeyen doğal bir süreçtir."

http://www.haberturk.com/haber.asp?i...&dt=2009/08/20

Bebek yapmak için çok seks yapmak şart mı ?

Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Sağlığı Direktörü Prof. Dr. Aydın Arıcı ve Fertijin Kadın Sağlığı Merkezi'nin Direktörü Op. Dr. Seval Taşdemir, doğurganlık için kadın ve erkek nasıl seks yapmalı konusunu tartıştı.




Prof. Dr. Aydın Arıcı: "Her gün ilişkiye girmeyin, baba olma şansınız düşer"



Çocuk isteyen çiftler ne sıklıkta ilişkiye girmeli?



Çiftlerin hamilelik mucizesini gerçekleştirme şansı her ay yüzde 30'dur. Tabii ki düzenli ilişki kurmak kaydıyla... Düzenli demek, her fırsatta ilişki demek değil. Bir gün arayla ya da iki-üç günde bir, bu işin kararıdır. Yani her ilişkiden sonra bir gün tatil!



Her gün ilişkiye girerlerse ne olur?



Çok sık ilişkiye girildiği taktirde meninin hacmi ve sperm sayısı azalır.



Sekse çok ara vermek spermleri güçlendirir mi?



Çok ara vermek de sorun yaratır. İki hafta hiç ilişkiye girmedikten sonra gerçekleşen ilişkide, çıkan sperm sayıları yüksek olsa bile hareketlilik düşer.



Ayın hangi dönemleri çiftler için şans artıyor?



28 günde bir adet gören kadında 14. gün yumurtlama günüdür. Dolayısıyla 10. günden itibaren gün aşırı ilişki olması, hamilelik şansını en çok artıran tempodur.



Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere önerilen pozisyonlar oluyor mu?



Bir kere kadının rahminin pozisyonu önemlidir. Kadının üstte olduğu pozisyonda hamile kalmak daha zordur. Hamilelik isteniyorsa kadının kalça altına yastık koyması bile önerilebilir.



Doğurganlığı artıran yiyecekler var mı?



Organik gıdaları tavsiye ediyorum. Yenilecek gıdalar iyi yıkanmalı, sigaradan uzak kalınmalı. Çünkü günde bir paket sigara içenlerin menopozu üç yıl erkene çekiliyor, iki paket içenlerin ise beş yıl.



Kadın ve erkeğin ilişki öncesi yapmaması gereken birtakım şeyler var mı?



Çok sıcak banyo sperm üretimini azaltır. Çünkü testis ısıya hassastır. Özellikle sperm sayısı sınırda olan kişilerde zararlıdır.



Dr. Seval Taşdemir: "Köylerde her gün ilişkiye girenlerin sağlıklı çocukları var"



Çocuk isteyen çiftler ne sıklıkta ilişkiye girmeli?



Hamilelik için çiftlere haftada iki üç kere ilişkide bulunmalarını öneririz. Ama asla bir sınırlandırma da getiremeyiz, ilişki spontan olmalıdır. Sonuçta ilişki sıklığı anne baba olma şansını büyük ölçüde etkilemez.



Her gün ilişkiye girerlerse ne olur?



Hiçbir şey olmaz. Köylerde her gün ilişkiye giriyorlar, sağlıklı çocukları oluyor. Günlük ilişkiler her zaman sperm sayısını düşürmez.



Sekse çok ara vermek spermleri güçlendirir mi?



Günü geliyor çok ender, hatta yılda bir kez ilişkiyle bile insanlar çocuk sahibi olabiliyorlar.



Ayın hangi dönemleri çiftler için şans artıyor?



Sperm, kadının genital organlarında bir süre yaşar. 14. gün en riskli gün olarak söylense de bazen 20. günlere kadar gebelik riski sürer. Bu nedenle takvim metodu hiçbir zaman doğum kontrol yöntemi olarak işe yaramaz. Bu metodu kullananlar kazaya kurban giderler.



Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere önerilen pozisyonlar oluyor mu?



Pozisyonlar da çok önemli değildir. Yalnızca ilişkiden sonra bizim toplumumuzda vajinal duş çok yaygın, bunu önermiyoruz. Enfeksiyona davetiye çıkarıyor.



Doğurganlığı artıran yiyecekler var mı?



Tek yönlü beslenmenin yumurtlama üzerinde kötü etkisi var. Vejetaryenlerde kısırlık oranı yüksektir. Hayvansal proteinlerden de alınması şart.



Kadın ve erkeğin ilişki öncesi yapmaması gereken birtakım şeyler var mı?



Alkolün spermler üzerinde toksit etkisi vardır. Vajinal duşu, özellikle hamilelik beklenen ilişkilerde önermiyoruz.



Esra Tüzün





Kaynak

Bebek yapmak için çok seks yapmak şart mı ?

Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Sağlığı Direktörü Prof. Dr. Aydın Arıcı ve Fertijin Kadın Sağlığı Merkezi'nin Direktörü Op. Dr. Seval Taşdemir, doğurganlık için kadın ve erkek nasıl seks yapmalı konusunu tartıştı.




Prof. Dr. Aydın Arıcı: "Her gün ilişkiye girmeyin, baba olma şansınız düşer"



Çocuk isteyen çiftler ne sıklıkta ilişkiye girmeli?



Çiftlerin hamilelik mucizesini gerçekleştirme şansı her ay yüzde 30'dur. Tabii ki düzenli ilişki kurmak kaydıyla... Düzenli demek, her fırsatta ilişki demek değil. Bir gün arayla ya da iki-üç günde bir, bu işin kararıdır. Yani her ilişkiden sonra bir gün tatil!



Her gün ilişkiye girerlerse ne olur?



Çok sık ilişkiye girildiği taktirde meninin hacmi ve sperm sayısı azalır.



Sekse çok ara vermek spermleri güçlendirir mi?



Çok ara vermek de sorun yaratır. İki hafta hiç ilişkiye girmedikten sonra gerçekleşen ilişkide, çıkan sperm sayıları yüksek olsa bile hareketlilik düşer.



Ayın hangi dönemleri çiftler için şans artıyor?



28 günde bir adet gören kadında 14. gün yumurtlama günüdür. Dolayısıyla 10. günden itibaren gün aşırı ilişki olması, hamilelik şansını en çok artıran tempodur.



Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere önerilen pozisyonlar oluyor mu?



Bir kere kadının rahminin pozisyonu önemlidir. Kadının üstte olduğu pozisyonda hamile kalmak daha zordur. Hamilelik isteniyorsa kadının kalça altına yastık koyması bile önerilebilir.



Doğurganlığı artıran yiyecekler var mı?



Organik gıdaları tavsiye ediyorum. Yenilecek gıdalar iyi yıkanmalı, sigaradan uzak kalınmalı. Çünkü günde bir paket sigara içenlerin menopozu üç yıl erkene çekiliyor, iki paket içenlerin ise beş yıl.



Kadın ve erkeğin ilişki öncesi yapmaması gereken birtakım şeyler var mı?



Çok sıcak banyo sperm üretimini azaltır. Çünkü testis ısıya hassastır. Özellikle sperm sayısı sınırda olan kişilerde zararlıdır.



Dr. Seval Taşdemir: "Köylerde her gün ilişkiye girenlerin sağlıklı çocukları var"



Çocuk isteyen çiftler ne sıklıkta ilişkiye girmeli?



Hamilelik için çiftlere haftada iki üç kere ilişkide bulunmalarını öneririz. Ama asla bir sınırlandırma da getiremeyiz, ilişki spontan olmalıdır. Sonuçta ilişki sıklığı anne baba olma şansını büyük ölçüde etkilemez.



Her gün ilişkiye girerlerse ne olur?



Hiçbir şey olmaz. Köylerde her gün ilişkiye giriyorlar, sağlıklı çocukları oluyor. Günlük ilişkiler her zaman sperm sayısını düşürmez.



Sekse çok ara vermek spermleri güçlendirir mi?



Günü geliyor çok ender, hatta yılda bir kez ilişkiyle bile insanlar çocuk sahibi olabiliyorlar.



Ayın hangi dönemleri çiftler için şans artıyor?



Sperm, kadının genital organlarında bir süre yaşar. 14. gün en riskli gün olarak söylense de bazen 20. günlere kadar gebelik riski sürer. Bu nedenle takvim metodu hiçbir zaman doğum kontrol yöntemi olarak işe yaramaz. Bu metodu kullananlar kazaya kurban giderler.



Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere önerilen pozisyonlar oluyor mu?



Pozisyonlar da çok önemli değildir. Yalnızca ilişkiden sonra bizim toplumumuzda vajinal duş çok yaygın, bunu önermiyoruz. Enfeksiyona davetiye çıkarıyor.



Doğurganlığı artıran yiyecekler var mı?



Tek yönlü beslenmenin yumurtlama üzerinde kötü etkisi var. Vejetaryenlerde kısırlık oranı yüksektir. Hayvansal proteinlerden de alınması şart.



Kadın ve erkeğin ilişki öncesi yapmaması gereken birtakım şeyler var mı?



Alkolün spermler üzerinde toksit etkisi vardır. Vajinal duşu, özellikle hamilelik beklenen ilişkilerde önermiyoruz.



Esra Tüzün





Kaynak

Gebelik için geç kalmayın !

Yaşlı annelerin iri, düşük, ikiz doğum yapma ihtimali artarken, erkek çocuk sahibi olma ihtimali azalıyor




Yaşlı babaların yeni doğacak çocuklarında ise öğrenme kapasitesi düşüklüğü, cücelik ve erken yaşlanma riski artıyor. Yaşlı anne ve babaların yeni doğan çocuğunun sağlıksız olma riskinin, genç anne-babaların çocuklarına oranla yüksek olduğu belirtiliyor. Kayseri Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, 33 yaşından büyük kadınların yumurta, 40 yaşından büyük erkeklerin spermlerinin de yaşla birlikte dejenerasyona uğramaya başladığını söylüyor.



Sağlıklı bebek şansı düşüyor



Çocuk sahibi olmak için ideal yaşları geçiren kişilerin çocuk sahibi olmaları kadar, çocuklarının sağlıklı olmasının da güçleştiğini belirten Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, ABD'de 50 yılı aşkın süreden beri yeni doğan çocukları incelenen yaşlı anne ve babaların, genç anne ve babalara oranla, çocuklarının cücelikten, sağırlığa kadar birçok sağlık sorunuyla dünyaya geldiğini aktarıyor.



Yaş ilerledikçe erkek çocuk şansı azalıyor



Kurtoğlu, araştırmalarda, yaşlı annenin yeni doğan çocuklarının ikiz olma şansının yüksek, erkek çocuk sahibi olma ihtimalinin ise azaldığını kaydediyor. Yaşlı annenin, 4 kilonun üzerinde iri çocuk doğurma ve düşük yapma riski yaşadığını da ifade eden Kurtoğlu, "Yaşlı annenin yeni doğan çocuğu, kromozom hastalığı, sağırlık, şeker ve alzheimer hastalığına yakalanma riskini daha fazla yaşıyor" diye konuşuyor.



Yaşlı babanın yeni doğan çocuklarının ise özellikle büyüme sorunu ve çok sayıda hastalık tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını aktaran Prof. Dr. Kurtoğlu, şu bilgileri veriyor:



"Bu hastalıklar içinde kol ve bacakların kısa olduğu cücelik (akondroplazia) ile erken yaşlanmanın (progeria) fazla olması dikkat çekiyor. Yaşlı babanın yeni doğan çocuğunun öğrenme kapasitesinin de genç babanın çocuğuna göre düşük olduğunu görüyoruz. Sinir sistemi, kas, kemik, kalp ve böbrek hastalıkları ile katarakt, göz tümörleri, yarık damakve yarık dudak gibi rahatsızlıklar, yaşlı babanın çocuğundaki diğer riskler olarak göze arpıyor."



Prof. Dr. Kurtoğlu, ideal doğum yaşını geçen kişilere çocuk sahibi olmayı önermediklerini, buna karşın çocuk sahibi olmada ısrar edenler için daha önce dünyaya gelen çocuktan yola çıkarak, özel araştırmalarla risk gruplarının belirlenebildiğini söylüyor.





Kaynak

Bebek yapmak için çok seks yapmak şart mı ?

Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Sağlığı Direktörü Prof. Dr. Aydın Arıcı ve Fertijin Kadın Sağlığı Merkezi'nin Direktörü Op. Dr. Seval Taşdemir, doğurganlık için kadın ve erkek nasıl seks yapmalı konusunu tartıştı.




Prof. Dr. Aydın Arıcı: "Her gün ilişkiye girmeyin, baba olma şansınız düşer"



Çocuk isteyen çiftler ne sıklıkta ilişkiye girmeli?



Çiftlerin hamilelik mucizesini gerçekleştirme şansı her ay yüzde 30'dur. Tabii ki düzenli ilişki kurmak kaydıyla... Düzenli demek, her fırsatta ilişki demek değil. Bir gün arayla ya da iki-üç günde bir, bu işin kararıdır. Yani her ilişkiden sonra bir gün tatil!



Her gün ilişkiye girerlerse ne olur?



Çok sık ilişkiye girildiği taktirde meninin hacmi ve sperm sayısı azalır.



Sekse çok ara vermek spermleri güçlendirir mi?



Çok ara vermek de sorun yaratır. İki hafta hiç ilişkiye girmedikten sonra gerçekleşen ilişkide, çıkan sperm sayıları yüksek olsa bile hareketlilik düşer.



Ayın hangi dönemleri çiftler için şans artıyor?



28 günde bir adet gören kadında 14. gün yumurtlama günüdür. Dolayısıyla 10. günden itibaren gün aşırı ilişki olması, hamilelik şansını en çok artıran tempodur.



Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere önerilen pozisyonlar oluyor mu?



Bir kere kadının rahminin pozisyonu önemlidir. Kadının üstte olduğu pozisyonda hamile kalmak daha zordur. Hamilelik isteniyorsa kadının kalça altına yastık koyması bile önerilebilir.



Doğurganlığı artıran yiyecekler var mı?



Organik gıdaları tavsiye ediyorum. Yenilecek gıdalar iyi yıkanmalı, sigaradan uzak kalınmalı. Çünkü günde bir paket sigara içenlerin menopozu üç yıl erkene çekiliyor, iki paket içenlerin ise beş yıl.



Kadın ve erkeğin ilişki öncesi yapmaması gereken birtakım şeyler var mı?



Çok sıcak banyo sperm üretimini azaltır. Çünkü testis ısıya hassastır. Özellikle sperm sayısı sınırda olan kişilerde zararlıdır.



Dr. Seval Taşdemir: "Köylerde her gün ilişkiye girenlerin sağlıklı çocukları var"



Çocuk isteyen çiftler ne sıklıkta ilişkiye girmeli?



Hamilelik için çiftlere haftada iki üç kere ilişkide bulunmalarını öneririz. Ama asla bir sınırlandırma da getiremeyiz, ilişki spontan olmalıdır. Sonuçta ilişki sıklığı anne baba olma şansını büyük ölçüde etkilemez.



Her gün ilişkiye girerlerse ne olur?



Hiçbir şey olmaz. Köylerde her gün ilişkiye giriyorlar, sağlıklı çocukları oluyor. Günlük ilişkiler her zaman sperm sayısını düşürmez.



Sekse çok ara vermek spermleri güçlendirir mi?



Günü geliyor çok ender, hatta yılda bir kez ilişkiyle bile insanlar çocuk sahibi olabiliyorlar.



Ayın hangi dönemleri çiftler için şans artıyor?



Sperm, kadının genital organlarında bir süre yaşar. 14. gün en riskli gün olarak söylense de bazen 20. günlere kadar gebelik riski sürer. Bu nedenle takvim metodu hiçbir zaman doğum kontrol yöntemi olarak işe yaramaz. Bu metodu kullananlar kazaya kurban giderler.



Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere önerilen pozisyonlar oluyor mu?



Pozisyonlar da çok önemli değildir. Yalnızca ilişkiden sonra bizim toplumumuzda vajinal duş çok yaygın, bunu önermiyoruz. Enfeksiyona davetiye çıkarıyor.



Doğurganlığı artıran yiyecekler var mı?



Tek yönlü beslenmenin yumurtlama üzerinde kötü etkisi var. Vejetaryenlerde kısırlık oranı yüksektir. Hayvansal proteinlerden de alınması şart.



Kadın ve erkeğin ilişki öncesi yapmaması gereken birtakım şeyler var mı?



Alkolün spermler üzerinde toksit etkisi vardır. Vajinal duşu, özellikle hamilelik beklenen ilişkilerde önermiyoruz.



Esra Tüzün





Kaynak

Bebek yapmak için çok seks yapmak şart mı ?

Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Sağlığı Direktörü Prof. Dr. Aydın Arıcı ve Fertijin Kadın Sağlığı Merkezi'nin Direktörü Op. Dr. Seval Taşdemir, doğurganlık için kadın ve erkek nasıl seks yapmalı konusunu tartıştı.




Prof. Dr. Aydın Arıcı: "Her gün ilişkiye girmeyin, baba olma şansınız düşer"



Çocuk isteyen çiftler ne sıklıkta ilişkiye girmeli?



Çiftlerin hamilelik mucizesini gerçekleştirme şansı her ay yüzde 30'dur. Tabii ki düzenli ilişki kurmak kaydıyla... Düzenli demek, her fırsatta ilişki demek değil. Bir gün arayla ya da iki-üç günde bir, bu işin kararıdır. Yani her ilişkiden sonra bir gün tatil!



Her gün ilişkiye girerlerse ne olur?



Çok sık ilişkiye girildiği taktirde meninin hacmi ve sperm sayısı azalır.



Sekse çok ara vermek spermleri güçlendirir mi?



Çok ara vermek de sorun yaratır. İki hafta hiç ilişkiye girmedikten sonra gerçekleşen ilişkide, çıkan sperm sayıları yüksek olsa bile hareketlilik düşer.



Ayın hangi dönemleri çiftler için şans artıyor?



28 günde bir adet gören kadında 14. gün yumurtlama günüdür. Dolayısıyla 10. günden itibaren gün aşırı ilişki olması, hamilelik şansını en çok artıran tempodur.



Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere önerilen pozisyonlar oluyor mu?



Bir kere kadının rahminin pozisyonu önemlidir. Kadının üstte olduğu pozisyonda hamile kalmak daha zordur. Hamilelik isteniyorsa kadının kalça altına yastık koyması bile önerilebilir.



Doğurganlığı artıran yiyecekler var mı?



Organik gıdaları tavsiye ediyorum. Yenilecek gıdalar iyi yıkanmalı, sigaradan uzak kalınmalı. Çünkü günde bir paket sigara içenlerin menopozu üç yıl erkene çekiliyor, iki paket içenlerin ise beş yıl.



Kadın ve erkeğin ilişki öncesi yapmaması gereken birtakım şeyler var mı?



Çok sıcak banyo sperm üretimini azaltır. Çünkü testis ısıya hassastır. Özellikle sperm sayısı sınırda olan kişilerde zararlıdır.



Dr. Seval Taşdemir: "Köylerde her gün ilişkiye girenlerin sağlıklı çocukları var"



Çocuk isteyen çiftler ne sıklıkta ilişkiye girmeli?



Hamilelik için çiftlere haftada iki üç kere ilişkide bulunmalarını öneririz. Ama asla bir sınırlandırma da getiremeyiz, ilişki spontan olmalıdır. Sonuçta ilişki sıklığı anne baba olma şansını büyük ölçüde etkilemez.



Her gün ilişkiye girerlerse ne olur?



Hiçbir şey olmaz. Köylerde her gün ilişkiye giriyorlar, sağlıklı çocukları oluyor. Günlük ilişkiler her zaman sperm sayısını düşürmez.



Sekse çok ara vermek spermleri güçlendirir mi?



Günü geliyor çok ender, hatta yılda bir kez ilişkiyle bile insanlar çocuk sahibi olabiliyorlar.



Ayın hangi dönemleri çiftler için şans artıyor?



Sperm, kadının genital organlarında bir süre yaşar. 14. gün en riskli gün olarak söylense de bazen 20. günlere kadar gebelik riski sürer. Bu nedenle takvim metodu hiçbir zaman doğum kontrol yöntemi olarak işe yaramaz. Bu metodu kullananlar kazaya kurban giderler.



Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere önerilen pozisyonlar oluyor mu?



Pozisyonlar da çok önemli değildir. Yalnızca ilişkiden sonra bizim toplumumuzda vajinal duş çok yaygın, bunu önermiyoruz. Enfeksiyona davetiye çıkarıyor.



Doğurganlığı artıran yiyecekler var mı?



Tek yönlü beslenmenin yumurtlama üzerinde kötü etkisi var. Vejetaryenlerde kısırlık oranı yüksektir. Hayvansal proteinlerden de alınması şart.



Kadın ve erkeğin ilişki öncesi yapmaması gereken birtakım şeyler var mı?



Alkolün spermler üzerinde toksit etkisi vardır. Vajinal duşu, özellikle hamilelik beklenen ilişkilerde önermiyoruz.



Esra Tüzün





Kaynak

Gebelik için geç kalmayın !

Yaşlı annelerin iri, düşük, ikiz doğum yapma ihtimali artarken, erkek çocuk sahibi olma ihtimali azalıyor




Yaşlı babaların yeni doğacak çocuklarında ise öğrenme kapasitesi düşüklüğü, cücelik ve erken yaşlanma riski artıyor. Yaşlı anne ve babaların yeni doğan çocuğunun sağlıksız olma riskinin, genç anne-babaların çocuklarına oranla yüksek olduğu belirtiliyor. Kayseri Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, 33 yaşından büyük kadınların yumurta, 40 yaşından büyük erkeklerin spermlerinin de yaşla birlikte dejenerasyona uğramaya başladığını söylüyor.



Sağlıklı bebek şansı düşüyor



Çocuk sahibi olmak için ideal yaşları geçiren kişilerin çocuk sahibi olmaları kadar, çocuklarının sağlıklı olmasının da güçleştiğini belirten Prof. Dr. Selim Kurtoğlu, ABD'de 50 yılı aşkın süreden beri yeni doğan çocukları incelenen yaşlı anne ve babaların, genç anne ve babalara oranla, çocuklarının cücelikten, sağırlığa kadar birçok sağlık sorunuyla dünyaya geldiğini aktarıyor.



Yaş ilerledikçe erkek çocuk şansı azalıyor



Kurtoğlu, araştırmalarda, yaşlı annenin yeni doğan çocuklarının ikiz olma şansının yüksek, erkek çocuk sahibi olma ihtimalinin ise azaldığını kaydediyor. Yaşlı annenin, 4 kilonun üzerinde iri çocuk doğurma ve düşük yapma riski yaşadığını da ifade eden Kurtoğlu, "Yaşlı annenin yeni doğan çocuğu, kromozom hastalığı, sağırlık, şeker ve alzheimer hastalığına yakalanma riskini daha fazla yaşıyor" diye konuşuyor.



Yaşlı babanın yeni doğan çocuklarının ise özellikle büyüme sorunu ve çok sayıda hastalık tehlikesi ile karşı karşıya kaldığını aktaran Prof. Dr. Kurtoğlu, şu bilgileri veriyor:



"Bu hastalıklar içinde kol ve bacakların kısa olduğu cücelik (akondroplazia) ile erken yaşlanmanın (progeria) fazla olması dikkat çekiyor. Yaşlı babanın yeni doğan çocuğunun öğrenme kapasitesinin de genç babanın çocuğuna göre düşük olduğunu görüyoruz. Sinir sistemi, kas, kemik, kalp ve böbrek hastalıkları ile katarakt, göz tümörleri, yarık damakve yarık dudak gibi rahatsızlıklar, yaşlı babanın çocuğundaki diğer riskler olarak göze arpıyor."



Prof. Dr. Kurtoğlu, ideal doğum yaşını geçen kişilere çocuk sahibi olmayı önermediklerini, buna karşın çocuk sahibi olmada ısrar edenler için daha önce dünyaya gelen çocuktan yola çıkarak, özel araştırmalarla risk gruplarının belirlenebildiğini söylüyor.





Kaynak

Oruç gebelerde erken doğuma sebep olabilir

“Bebeğimin daha sağlıklı gelişmesi için çok yemek yemeliyim” düşüncesi hemen her hamile kadının aklında olan düşüncedir. En büyük hata burada başlar. Aslında doğru olan, gebelik döneminde dengeli ve sağlıklı beslenmektir. Op. Dr. Figen Taşer Güney, gebelik döneminde az miktarda besinin sık sık yenmesinin sağlıklı olacağını, bu yüzden de oruç tutmanın gebeler için sağlıklı bir seçim olmadığını ifade ediyor.




Bu dönemde beslenmenin temeli az miktarda ve sık aralıklarda gıda alımıdır. Ana besin gruplarının gün içinde dengeli dağılımı önem taşır. Gebelik sürecinde artan protein, enerji, vitamin ve mineral ihtiyacı göz önüne alınarak beslenme programı bu şekilde hazırlanmalıdır.



Bol su alımı önemli



Gebelikte bol sıvı alımı önemlidir. Yeterli miktarda su alınmaması ve bağırsak hareketlerinin de gebelik öneminde azalması sebebiyle kabızlık ve buna bağlı olarak hemoroid (basur) eğiliminin artmasına neden olur.

Az sıvı alımı ayrıca idrar yolu enfeksiyonlarının gelişimine de neden olabilir. Dehidrasyon (vücudun susuz kalması) durumunda salgılanan bazı hormonlar, rahim kasılmalarına sebep olarak, erken doğum riski oluşturabilmektedir.



Dengeli besin dağılımı



Hamilelik döneminde protein, karbonhidrat, vitamin ve mineral gibi temel besin maddelerinin gün içinde dengeli değişimi sağlanmalıdır. Ana öğünler dışında ara öğünler oluşturulmalı, sık aralıklarla az miktarda gıda alınmalıdır. Gebelikte sağlıklı beslenmenin temeli budur ve oruç tutulduğunda bu mümkün olamayacaktır.



Uzun süren açlık saatleri bulantı ve kusmayı artırabilir



Hamilelikte vücutta gebelik hormonları ve karında büyüyen rahmin oluşturduğu baskı nedeniyle, mide – bağırsak sistemi (Gastroentestinal sistem) ile ilgili problemler yaşanır. Gebeliğin ilk aylarında artan gebelik hormonu etkisiyle bulantı ve kusma şikayetleri sıktır. Kusma sık olursa elektrolit kaybına yol açarak halsizliğe neden olur. Bu nedenle hamileliğin ilk aylarında sık aralarla kuru gıda alımı önerilir. Kraker, peynirli tost, leblebi mideyi rahatlatabilir. Kusma nedeniyle potasyum kaybı olur. Bu nedenle muz, üzüm, kuru kayısı ile bu potasyum kaybı önlenmeye çalışılır. Bu dönemde nadiren hastanede serum ile tedaviye ihtiyaç duyan anne adayları da olmaktadır. Oruç, özellikle ilk aylarda yaşanan bu durumu daha da artırabilir. Mide boş kaldığı için bulantı ve kusmalarda artma görülür.



Gebelikte hormonların etkisiyle bağırsak hareketleri yavaşlar. Midenin boşalma süresi uzar. İftarda birden yemek yenmesi ile birlikte hazımsızlık ve şişkinlik şikayeti oruç tutan anne adaylarında daha fazla görülür.



Hamilelikte hem bağırsak hareketlerinin yavaşlamasına bağlı gelişen kabızlık, hem de karın içi basınç artışı, hemoroid (basur) oluşumuna yol açabilir. Bu nedenle anne adaylarının bol sıvı (özellikle su) alımı ve posalı gıda (meyve-sebze) tüketmesi önemlidir.



Erken doğum riski…



Oruç nedeniyle az sıvı alınması rahim kasılmalarına neden olabilir ve erken doğum riski ortaya çıkabilir. Su, gebeliğin devamında önemlidir. Gebelikte idrar yolu enfeksiyonları da sık görülür. Bol sıvı alımı idrar çıkışını artırır. Bu durum idrar yolu enfeksiyonlarından korunma ve tedavide de önemlidir.



Tansiyon düşmeleri yaşanabilir!



Anne adayının oruç nedeniyle gün içinde yeterince sıvı alamaması zaman zaman tansiyon düşmeleri ve hatta bayılmalara neden olabilmektedir. Gün içinde sıvı alınamaması annenin kan hacmini azaltacağı için bebeğin idrar çıkışı da azalır ve bebeğin içinde bulunduğu kesenin suyu azalabilir.



Metabolizma yavaşlar, kilo alımı artar!



Oruç tutan annelerde bebek hareketlerinin azaldığı gözlemlenmiştir. Dolayısıyla bazen bebeğin iyilik halini gösteren hareketlerinin azalması, tanıda yanılmalara yol açabilir.

Oruç tutan annelerde daha fazla kilo artışı olabilir. Metabolizma hızı açlığa bağlı olarak düşer. Az kalori harcanır ve akşamları aşırı yemek alımı, kilo artışı ve hatta gebelik şekeri riskinin ortaya çıkmasına neden olabilir.



Emzirme döneminde de dikkat!



Sadece gebelik değil emzirme döneminde de annelerin, özellikle bebeğin tek besininin anne sütü olduğu ilk aylarda beslenmelerine dikkat etmeleri ve özellikle bol sıvı almaları önemlidir. Bu dönemde annelere vitamin takviyesi de önerilmektedir. Oruç tutulması sıvı alımının az olmasına bağlı olarak sütün azalmasına neden olacaktır. Sütün azalması ve besin değerlerinin azalması belki de bebekler için ek mama takviyesine neden olacaktır.



Bu nedenle gebelik ve emzirme döneminde oruç tutulması önerilmez. Annelerin bu riskleri bilerek karar vermeleri ve mutlaka doktorlara danışmaları gerekmektedir. Ek tıbbi problemi olan (Yüksek tansiyon, gebelik şekeri vs. ) annelerin kesinlikle oruç tutmamaları gerekmektedir.



Mutlak oruç tutmak isteyen anne adaylarına öneriler



• Gündüz saatlerinde mümkün olduğunca dinlenin

• İftar ve sahur arasında, gıdaları dengeli şekilde dağıtın, sık aralıklar ve küçük porsiyonlarla protein, karbonhidrat ve bol sıvı alın

• Kızartma gibi sindirimi zor, çok şekerli, tuzlu ve yağlı gıdalardan uzak durun

• Ara öğünler için meyveyi tercih edin (Ama ölçülü bir şekilde!)

• Sahuru ihmal etmeyin. Sahurda az yağlı - hafif gıdaları tercih edin. Yemek yedikten sonra hemen yatmayın.

Dik kalçaya sahip olmak çok kolay

Kilo kaybı, sistemik hastalıklar ve doğum başta olmak üzere çeşitli nedenlere bağlı olarak sarkan ve şekil kaybeden kalçalar, geliştirilen özel bir teknik ile yeniden şekillendiriliyor. Plastik ve Estetik Cerrah Doç. Dr. İbrahim Aşkar, asma tekniği sayesinde, isteyenlerin 30-60 dakikalık bir operasyonun ardından dik bir kalçaya sahip olabileceklerini söyledi.




Günümüzde modern tıp ile birlikte ilerleyen estetik operasyonlarda son moda dik kalçaya sahip olmak. Yaş ilerlemesi ile birlikte, doğum, sistemik hastalıklar ve kilo alıp vermelerle birlikte yanak, boyun, meme, karın gibi kalça ve bacaklarda da sarkmalar oluşabiliyor. Değişik nedenlerle dolgunluğunu kaybedip, sarkan kalçaları kaldırmak için çok sayıda hastanın kendilerine başvurduğunu söyleyen Plast Plastik ve Estetik Cerrahi Merkezi Başkanı Doç.Dr. İbrahim Aşkar, yeni yöntem sayesinde istedikleri biçimde kalçaya sahip olunduğunu söyledi. Kalça asma tekniği denilen özel teknik sayesinde 30-60 dakika arasında hastanın istediği görünüme kavuştuğunu söyleyen Doç.Dr. Aşkar şunları söyledi:



"Sarkan kalçaları kaldırmak için birçok yöntem kullanılmışsa da uzun ve etkili istenilen sonuçların elde edilmesi mümkün olmamıştır. Kalça kaldırmak için kullanılan teknikler arasında silikon protez, yağ enjeksiyonu, değişik dokular içeren flep transferleri, dikişlerle asma, ataçlama tekniği, yeni geliştirilen özel sütürlerle asma tekniği sayılabilir. Silikon protez ve doku flepleri açık ameliyat teknikleridir. Yağ enjeksiyonu ise liposuction sonrası elde edilen yağların kalçaya verilmesi ile sonuç elde edilir. Dikişle asma, ataçlama ve yeni sütür tekniği ise özel metal kanallar aracılığıyla popodaki dokulara tutunan dikişler veya ataçların yerleştirilmesi esasına dayanır. Dikiş ya da ataçlar belirli bir süre sonra erirken, yeni sütür ise altı ayda erimektedir. Kuyruk sokumundan küçük bir kesi ile girilip, işaretli alanlar arasında metal kanüller aracılığıyla konik yapılardan oluşan özel sütürler yerleştirilir. Kalça asma işlemi ortalama 30-60 dakikada tamamlanır. Bu sütürlerin yerleştirilmesiyle kalça asma işlemi tamamlanır ve dik bir kalça elde edilir. Popo asma işleminden sonraki bir iki aylık süreçte oluşan şişlikler büyük oranda kaybolur. İşaretli alanlardaki sütürlerin giriş yerleri 6 aylık süreçte fark edilemeyecek hale gelir. Çok dikkatli bakıldığında sivilce izi gibi durabilir. Kalça asma sonrası nadiren de olsa morarma görülebilir. Birkaç gün oturup kalkarken, ağrı hissedilebilirse de, kullanılan ağrı kesiciler ile bu ağrı ortadan kaldırılabilir. Kalça asma işlemi sonrasında 6 hafta kadar aktif spor egzersizlerinden kaçınmalıdır".



ERKEKLERDE BÜYÜK İLGİ GÖSTERİYOR



Kalça dikleştirme işlemine sadece bayanlar değil erkeklerin de ilgi gösterdiği belirtildi. Bu işlemin kadın ve erkeklere rahatlıkla uygulandığını da söyleyen Doç.Dr. Aşkar, "Unutmamalıdır ki kalça asma işlemi kalça büyütme işlemi değildir. Küçük ve sarkık kalçalara, kalça asma işlemi yapılsa da büyütmek gerekebilir. Mevsimsel olarak her zaman uygulanan sütürlerle kalça asma tekniği son derece konforlu bir yöntemdir. Kalça asmanın etkisi 3-5 yıl kadar devam etmektedir. Ancak kalça asma sonrası kilo alıp

vermeler, kalçanın şeklini bozabilir. Bu nedenle bütün estetik cerrahi uygulamaları hastanın ameliyat öncesi hali düşünülerek gerçekleştirilir" dedi.

http://www.haberturk.com/haber.asp?i...&dt=2009/08/29

Oruç gebelerde erken doğuma sebep olabilir

“Bebeğimin daha sağlıklı gelişmesi için çok yemek yemeliyim” düşüncesi hemen her hamile kadının aklında olan düşüncedir. En büyük hata burada başlar. Aslında doğru olan, gebelik döneminde dengeli ve sağlıklı beslenmektir. Op. Dr. Figen Taşer Güney, gebelik döneminde az miktarda besinin sık sık yenmesinin sağlıklı olacağını, bu yüzden de oruç tutmanın gebeler için sağlıklı bir seçim olmadığını ifade ediyor.




Bu dönemde beslenmenin temeli az miktarda ve sık aralıklarda gıda alımıdır. Ana besin gruplarının gün içinde dengeli dağılımı önem taşır. Gebelik sürecinde artan protein, enerji, vitamin ve mineral ihtiyacı göz önüne alınarak beslenme programı bu şekilde hazırlanmalıdır.



Bol su alımı önemli



Gebelikte bol sıvı alımı önemlidir. Yeterli miktarda su alınmaması ve bağırsak hareketlerinin de gebelik öneminde azalması sebebiyle kabızlık ve buna bağlı olarak hemoroid (basur) eğiliminin artmasına neden olur.

Az sıvı alımı ayrıca idrar yolu enfeksiyonlarının gelişimine de neden olabilir. Dehidrasyon (vücudun susuz kalması) durumunda salgılanan bazı hormonlar, rahim kasılmalarına sebep olarak, erken doğum riski oluşturabilmektedir.



Dengeli besin dağılımı



Hamilelik döneminde protein, karbonhidrat, vitamin ve mineral gibi temel besin maddelerinin gün içinde dengeli değişimi sağlanmalıdır. Ana öğünler dışında ara öğünler oluşturulmalı, sık aralıklarla az miktarda gıda alınmalıdır. Gebelikte sağlıklı beslenmenin temeli budur ve oruç tutulduğunda bu mümkün olamayacaktır.



Uzun süren açlık saatleri bulantı ve kusmayı artırabilir



Hamilelikte vücutta gebelik hormonları ve karında büyüyen rahmin oluşturduğu baskı nedeniyle, mide – bağırsak sistemi (Gastroentestinal sistem) ile ilgili problemler yaşanır. Gebeliğin ilk aylarında artan gebelik hormonu etkisiyle bulantı ve kusma şikayetleri sıktır. Kusma sık olursa elektrolit kaybına yol açarak halsizliğe neden olur. Bu nedenle hamileliğin ilk aylarında sık aralarla kuru gıda alımı önerilir. Kraker, peynirli tost, leblebi mideyi rahatlatabilir. Kusma nedeniyle potasyum kaybı olur. Bu nedenle muz, üzüm, kuru kayısı ile bu potasyum kaybı önlenmeye çalışılır. Bu dönemde nadiren hastanede serum ile tedaviye ihtiyaç duyan anne adayları da olmaktadır. Oruç, özellikle ilk aylarda yaşanan bu durumu daha da artırabilir. Mide boş kaldığı için bulantı ve kusmalarda artma görülür.



Gebelikte hormonların etkisiyle bağırsak hareketleri yavaşlar. Midenin boşalma süresi uzar. İftarda birden yemek yenmesi ile birlikte hazımsızlık ve şişkinlik şikayeti oruç tutan anne adaylarında daha fazla görülür.



Hamilelikte hem bağırsak hareketlerinin yavaşlamasına bağlı gelişen kabızlık, hem de karın içi basınç artışı, hemoroid (basur) oluşumuna yol açabilir. Bu nedenle anne adaylarının bol sıvı (özellikle su) alımı ve posalı gıda (meyve-sebze) tüketmesi önemlidir.



Erken doğum riski…



Oruç nedeniyle az sıvı alınması rahim kasılmalarına neden olabilir ve erken doğum riski ortaya çıkabilir. Su, gebeliğin devamında önemlidir. Gebelikte idrar yolu enfeksiyonları da sık görülür. Bol sıvı alımı idrar çıkışını artırır. Bu durum idrar yolu enfeksiyonlarından korunma ve tedavide de önemlidir.



Tansiyon düşmeleri yaşanabilir!



Anne adayının oruç nedeniyle gün içinde yeterince sıvı alamaması zaman zaman tansiyon düşmeleri ve hatta bayılmalara neden olabilmektedir. Gün içinde sıvı alınamaması annenin kan hacmini azaltacağı için bebeğin idrar çıkışı da azalır ve bebeğin içinde bulunduğu kesenin suyu azalabilir.



Metabolizma yavaşlar, kilo alımı artar!



Oruç tutan annelerde bebek hareketlerinin azaldığı gözlemlenmiştir. Dolayısıyla bazen bebeğin iyilik halini gösteren hareketlerinin azalması, tanıda yanılmalara yol açabilir.

Oruç tutan annelerde daha fazla kilo artışı olabilir. Metabolizma hızı açlığa bağlı olarak düşer. Az kalori harcanır ve akşamları aşırı yemek alımı, kilo artışı ve hatta gebelik şekeri riskinin ortaya çıkmasına neden olabilir.



Emzirme döneminde de dikkat!



Sadece gebelik değil emzirme döneminde de annelerin, özellikle bebeğin tek besininin anne sütü olduğu ilk aylarda beslenmelerine dikkat etmeleri ve özellikle bol sıvı almaları önemlidir. Bu dönemde annelere vitamin takviyesi de önerilmektedir. Oruç tutulması sıvı alımının az olmasına bağlı olarak sütün azalmasına neden olacaktır. Sütün azalması ve besin değerlerinin azalması belki de bebekler için ek mama takviyesine neden olacaktır.



Bu nedenle gebelik ve emzirme döneminde oruç tutulması önerilmez. Annelerin bu riskleri bilerek karar vermeleri ve mutlaka doktorlara danışmaları gerekmektedir. Ek tıbbi problemi olan (Yüksek tansiyon, gebelik şekeri vs. ) annelerin kesinlikle oruç tutmamaları gerekmektedir.



Mutlak oruç tutmak isteyen anne adaylarına öneriler



• Gündüz saatlerinde mümkün olduğunca dinlenin

• İftar ve sahur arasında, gıdaları dengeli şekilde dağıtın, sık aralıklar ve küçük porsiyonlarla protein, karbonhidrat ve bol sıvı alın

• Kızartma gibi sindirimi zor, çok şekerli, tuzlu ve yağlı gıdalardan uzak durun

• Ara öğünler için meyveyi tercih edin (Ama ölçülü bir şekilde!)

• Sahuru ihmal etmeyin. Sahurda az yağlı - hafif gıdaları tercih edin. Yemek yedikten sonra hemen yatmayın.

Dik kalçaya sahip olmak çok kolay

Kilo kaybı, sistemik hastalıklar ve doğum başta olmak üzere çeşitli nedenlere bağlı olarak sarkan ve şekil kaybeden kalçalar, geliştirilen özel bir teknik ile yeniden şekillendiriliyor. Plastik ve Estetik Cerrah Doç. Dr. İbrahim Aşkar, asma tekniği sayesinde, isteyenlerin 30-60 dakikalık bir operasyonun ardından dik bir kalçaya sahip olabileceklerini söyledi.




Günümüzde modern tıp ile birlikte ilerleyen estetik operasyonlarda son moda dik kalçaya sahip olmak. Yaş ilerlemesi ile birlikte, doğum, sistemik hastalıklar ve kilo alıp vermelerle birlikte yanak, boyun, meme, karın gibi kalça ve bacaklarda da sarkmalar oluşabiliyor. Değişik nedenlerle dolgunluğunu kaybedip, sarkan kalçaları kaldırmak için çok sayıda hastanın kendilerine başvurduğunu söyleyen Plast Plastik ve Estetik Cerrahi Merkezi Başkanı Doç.Dr. İbrahim Aşkar, yeni yöntem sayesinde istedikleri biçimde kalçaya sahip olunduğunu söyledi. Kalça asma tekniği denilen özel teknik sayesinde 30-60 dakika arasında hastanın istediği görünüme kavuştuğunu söyleyen Doç.Dr. Aşkar şunları söyledi:



"Sarkan kalçaları kaldırmak için birçok yöntem kullanılmışsa da uzun ve etkili istenilen sonuçların elde edilmesi mümkün olmamıştır. Kalça kaldırmak için kullanılan teknikler arasında silikon protez, yağ enjeksiyonu, değişik dokular içeren flep transferleri, dikişlerle asma, ataçlama tekniği, yeni geliştirilen özel sütürlerle asma tekniği sayılabilir. Silikon protez ve doku flepleri açık ameliyat teknikleridir. Yağ enjeksiyonu ise liposuction sonrası elde edilen yağların kalçaya verilmesi ile sonuç elde edilir. Dikişle asma, ataçlama ve yeni sütür tekniği ise özel metal kanallar aracılığıyla popodaki dokulara tutunan dikişler veya ataçların yerleştirilmesi esasına dayanır. Dikiş ya da ataçlar belirli bir süre sonra erirken, yeni sütür ise altı ayda erimektedir. Kuyruk sokumundan küçük bir kesi ile girilip, işaretli alanlar arasında metal kanüller aracılığıyla konik yapılardan oluşan özel sütürler yerleştirilir. Kalça asma işlemi ortalama 30-60 dakikada tamamlanır. Bu sütürlerin yerleştirilmesiyle kalça asma işlemi tamamlanır ve dik bir kalça elde edilir. Popo asma işleminden sonraki bir iki aylık süreçte oluşan şişlikler büyük oranda kaybolur. İşaretli alanlardaki sütürlerin giriş yerleri 6 aylık süreçte fark edilemeyecek hale gelir. Çok dikkatli bakıldığında sivilce izi gibi durabilir. Kalça asma sonrası nadiren de olsa morarma görülebilir. Birkaç gün oturup kalkarken, ağrı hissedilebilirse de, kullanılan ağrı kesiciler ile bu ağrı ortadan kaldırılabilir. Kalça asma işlemi sonrasında 6 hafta kadar aktif spor egzersizlerinden kaçınmalıdır".



ERKEKLERDE BÜYÜK İLGİ GÖSTERİYOR



Kalça dikleştirme işlemine sadece bayanlar değil erkeklerin de ilgi gösterdiği belirtildi. Bu işlemin kadın ve erkeklere rahatlıkla uygulandığını da söyleyen Doç.Dr. Aşkar, "Unutmamalıdır ki kalça asma işlemi kalça büyütme işlemi değildir. Küçük ve sarkık kalçalara, kalça asma işlemi yapılsa da büyütmek gerekebilir. Mevsimsel olarak her zaman uygulanan sütürlerle kalça asma tekniği son derece konforlu bir yöntemdir. Kalça asmanın etkisi 3-5 yıl kadar devam etmektedir. Ancak kalça asma sonrası kilo alıp

vermeler, kalçanın şeklini bozabilir. Bu nedenle bütün estetik cerrahi uygulamaları hastanın ameliyat öncesi hali düşünülerek gerçekleştirilir" dedi.

http://www.haberturk.com/haber.asp?i...&dt=2009/08/29

Gebelikte dövme ve kalıcı makyaj sakıncalı mı?

Gebelik, kadın fizyolojisinde yoğun endokrin aktivite nedeniyle, birçok fonksiyonel ve yapısal değişikliklerin yaşandığı bir dönemdir.




Gebelik esnasında vücutta fizyolojik olarak meydana gelen bu değişiklikler; ciltteki renk değişiklikleri (bazı bölgelerde cilt renginde koyulaşma), aşırı terleme, ciltte yağ salınımında artma ve yağlanma, kıl yapısında değişme ve kıllanmada artış, özellikle karın ve göğüslerde çatlaklar, varis / ödem gibi damarsal değişiklikler, tırnak değişiklikleridir.



Ciltte meydana gelen bu değişiklikler nedeniyle kanamaya eğilimli, egzema, mantar ve enfeksiyonlara açık, alerjik reaksiyona yatkın durumdaki cilde yapılacak olan uygulamalar konusunda da çok dikkatli olunması gerekmektedir. Çünkü gebelik ruhsal ve bedensel anlamda oldukça hassas bir dönemdir.



Son yıllarda dövme ve kalıcı makyajın yoğun bir ilgi görmesi ve yaygınlaşmasıyla birlikte gebelerde yapılmasının uygun olup olmayacağı konusu da gündeme gelmiştir. Konuyu geçici, kalıcı dövme ile kalıcı makyaj (mikropigmentasyon) uygulamaları açısından ele almak gerekir.



Kalıcı dövme; deri tarafından tümüyle yok edilemeyen bir boyanın, özel bir teknikle alt deri tabakalarına kadar işlemesiyle oluşur. Alt deriye ulaşmak için kullanılan makine sayesinde yüksek devirle girip çıkan iğne düzeneği ile vücuda küçük delikler ve yarıklar açılır. Açılan bu delik ve yarıklara makine ile boya maddesi enjekte edilir. Genellikle boya maddesi olarak is kullanılır. İsle birlikte çivit, antimuan tozu, kavrulup dövülmüş kemik tozu, çeşitli bitki özleri, safran ve kına da kullanılabilir. İğne vuruşlarının yapıldığı yerden çok azda olsa bir miktar kan çıkar. Bu da kan yoluyla bulaşan hastalıklara zemin hazırlar. Hepatit B ve C ile AİDS olmak üzere, uçuk, tetanos, bunlardan bazılarıdır. Bu risk sadece gebeler için değil, herkes için vardır. Ancak gebelerde zaten artan gebelik hormonlarına bağlı olarak sistemik bazı değişiklikler olmaktadır ve bunlara bağlı olarak da bazı komplikasyonlar daha sık görülebilmektedir. Özellikle ağrı ve kanamalar ile deride meydana gelebilecek lokal enfeksiyonlar ve kullanılan boyaya karşı gelişen alerjik reaksiyonlar daha sık görülür. Dövme yapılan yerlerde, sarkoid, keloid, sedef, ışığa duyarlılık gibi çeşitli deri hastalıkları ve hatta selim veya habis tümör oluşumu bile çok nadir de olsa gelişebilmektedir. Kullanılan boyaların karsinojenik olan aromatik aminler içerdiğine dair çalışmalar mevcuttur. Kullanılan bazı boyaların genetik mutasyonlara, anne karnında bebekte doğumsal anormalliklere yol açabileceği de bilinmektedir. Bu nedenledir ki; hamilelik sürecinde kalıcı dövme yaptırılması önerilmemektedir.



Geçici dövmeler (kına- henna) ise, kullanılan kına türüne bağlı olarak sağlık sorunlarına yol açabilir. Özellikle siyah kınanın gebelikte kullanılması riskli ve sakıncalıdır; içeriğindeki para - phenylendiamine (PPD) maddesi gebelerde ciddi kalıcı cilt reaksiyonlarına ve alerjilere yol açabilmektedir. Hint kınasının ise gebelikte bebek üzerinde teratojenik etkisi olmadığı bilinmekle birlikte, yine de dikkatli kullanılması önerilmektedir.



Kalıcı makyaj (mikropigmantasyon); bitkilerden ve topraktan elde edilen tamamen antialerjik boyaların epidermisin altına uygulanması, uygulama esnasında kanama olmamasına özen gösterilmesi esaslarına dayanan, lokal anesteziyle de uygulanabilen ağrısız bir medikal uygulamadır. Sadece sağlık kuruluşlarında yapılması uygundur. İşlem dövmede yapılan işlemin benzeridir. Bu nedenle enfeksiyon ve cilt reaksiyonları gibi benzer riskleri içermektedir, özellikle de steril şartlarda ve doğru ve güvenilir merkezlerde uygulanmadığı takdirde. Kullanılan boya maddelerinin ise sağlığa zararlı maddeler olmadığı bilinmekle birlikte, unutulmamalıdır ki, deriden emilen her türlü boyanın alerjilerden zehirlenmelere kadar çeşitli komplikasyonlara yol açabilmesi her zaman mümkündür. Gebelikte bu risk asla alınmamalıdır...

Ayrıca gebelik döneminde ruhsal olarak da birtakım değişikliklerin yaşanması sebebiyle bu tür kalıcı değişiklik kararları alınmasının uygun olmadığı söylenebilir.

http://www.haberturk.com/haber.asp?i...&dt=2009/09/01

Erken menopoz Ostreoporoz belirtisi olabilir

Uzmanlar, erken menopoza girmenin Osteoporoz hastalığının habercisi olabileceğini açıkladı. Uzmanlar, Bartın Sağlık Müdürü Dr. Osman Nacaroğlu, osteoporoz hastalığının önemli bir hastalık olduğunu ve önlem alınmadığı zaman kemiklerin kırılma noktasına kadar gelebileceğini söyledi. Dr. Nacaroğlu, "Osteoporoz, kemiklerin daha gözenekli ve giderek daha güçsüz ve kırılgan olmasına yol açan bir hastalıktır . Sağlıklı kemik yoğun ve güçlüdür ve büyük miktarda basınca dayanabilir. Ancak, osteoporoz geliştiğinde, kemikler incelir ve kırılgan bir hal alır ki bu, kemiklerin kırılma olasılığını arttırır. Vücudumuzda bir taraftan yaşlı kemiklerin yıkımı olurken diğer taraftan yeni kemiklerin oluşturulduğu bir denge söz konusudur. Bu dengede, kemik yıkımının çok fazla olması yada yenilenmenin yeterli olmamasına bağlı oluşan dengesizlik, osteoporoza neden olur. Bu dengesizliğe katkıda bulunan en önemli etken menopozdur. 30'lu yaşların ortalarına kadar, çoğu kadın kaybettiğinden daha fazla kemik kazanır. Daha sonra, bu denge genellikle değişir ve kaybedilen kemik miktarı ile yerine konan kemik miktarı aşağı yukarı eşit olur. Ancak, menopoz sırasında hormonsal değişiklikler, yani östrojen düzeylerinin azalması kemik kaybını hızlandırır. Bu kemik kaybı ciddi bir düzeye ulaştığında, o kişide osteoporoz gelişmektedir. Erken evrede osteoporoz, fark edilebilecek nitelikte çok az fiziksel değişikliğe yol açar. Ancak, hastalık ilerledikçe özellikle omurga, el bilekleri ve kalça kemiklerinde basit travmalarla kırıklar oluşabilir. Kemik kaybı kişide ağrılara, boy kısalmasına, hareket kısıtlılığına yada omurganın eğrilmesine yol açabilir. Bu fiziksel belirtiler kişinin kendine güveninin ve gücünün azalmasına neden olabilir. Aynı zamanda, sağlıklı, aktif bir yaşam sürdürme yeteneğini de kaybederek, kişinin başka birisine bağımlı kalma durumu meydana gelebilir" dedi.




EN ÇOK RİSK ALTINDA OLANLAR



Osteoropoz hastalığına yakalanma riski en yüksek olanların menopoz dönemindeki kadınlar olduğu açıklandı. Dr. Osman Nacaroğlu, "En çok risk altında olanlar menopoz dönemindeki kadınlardır. Menopoz genellikle yaklaşık 50 yaşında başlar, ancak her hangi bir nedenle yumurtalıkları alınmış kadınlarda daha erken yaşta da başlayabilir. Menopoz sonrası dönemdeki kadınlar dışında risk altında olan başka gruplar da bulunmaktadır. Kemik kaybına en çok eğilimi olan kadınlar, ailesinde osteoporoz öyküsü olanlar, beyaz ırktan ve Asyalı kadınlar, ince, küçük kemik yapılı kadınlardır. Sigara, fazla alkol tüketimi, aşırı kafein içeren çay, kahve gibi içecekler, çok az kalsiyum alımı Küçük bir kaza sonucu geçirilmiş kemik kırığı, steroidler ve tiroit hormonu gibi belirli ilaçların kullanımı, erken menopoz hastalığa sebep olabilir. Kemik yoğunluğu testini göz önünde bulundurun. Bu inceleme kemiklerinizin yoğunluğunu kesin bir şekilde ölçmek için en kolay yoldur ve özellikle erken dönemde, doktorunuzun hastalığa tanı koymasında yardımcı olabilir. İleride tekrarlanan incelmelerde, doktorunuzun kemik kaybı oranınızı izlemesinde de yardımcı olabilir. Çeşitli tipte kemik yoğunluğu testleri mevcuttur. Bunlar güvenilir, ağrısız ve vücut bütünlüğünü bozmayan testlerdir. Aynı zamanda kısa süre alır ki bazıları sadece birkaç dakika sürer. Bu testi yaptırmak, doktorunuzun sizde osteoporoz olup olmadığını belirlemesine yardımcı olmak için en güvenilir yoldur. Eğer risk altında olduğunuzu düşünüyorsanız, kemik yoğunluğu testi yaptırmanız gerekip gerekmediğini doktorunuza sorunuz" dedi.



"BOL, BOL SÜT İÇİN"



Sağlık Müdürü Dr. Osman Nacaroğlu, süt ve süt ürünlerinin tüketilmesinin Osteoropoz hastalığına yakalanma riskini azalttığını söyledi. Dr. Nacaroğlu, "Gelecekte oluşabilecek kemik kaybını yavaşlatabilme yöntemleri konusunda doktorunuzla konuşun. Kalsiyum alımı osteoporozda önem taşımakla birlikte, menopozdan sonra kalsiyum kemik kaybını tamamen önleyemez yada yeniden kemik yapımını sağlayamaz. O nedenle beslenmenizde kalsiyum içeren besinlere yer verilmesi gerekmektedir.. Kalsiyumu yeterince almak için de en fazla süt ve süt ürünlerinden yeterli miktarda almak gerekir. Kalsiyum tüketimi ve kemik yoğunluğu arasında sıkı bir ilişki vardır. Özellikle 20'li yaşlara kadar alınan yeterli kalsiyum kemik yoğunluğu üzerinde çok büyük etkisi vardır. Bunun yanında her yaş grubundaki bireylerinde günlük 2 su bardağı süt yada süt ürünü tüketmesi gerekmektedir. D vitamini kalsiyumdan yararlanma sağladığından olabildiğice güneş ışığından ortalama 20 dakika yaralanmaya çalışılmalıdır.Yine günlük beslenmede, balık,kuru baklagiller,badem,fındık fıstık vb. yağlı tohumlar ve yeşil yapraklı sebzelerin tüketilmesi önem taşımaktadır. Düzenli olarak yürümek, koşmak, spor yapmak ve hafif aerobik egzersizleri kemik gücünüzü arttırmakta yardımcı olabilir. Doktorunuzdan sizin gereksinimlerinizi karşılayacak bir egzersiz programı hazırlamakta yardımcı olmasını isteyiniz" dedi.

Dr. Osman Nacaroğlu, Osteoporoz tanısı konulduğunda andan itibaren verilen önerilere uyarak tedaviye başlamak ve doktor kontrolleri ile testleri zamanında yaptırmak gerektiğini de sözlerine ekledi.

http://www.haberturk.com/haber.asp?i...&dt=2009/09/01

Gebelikte dövme ve kalıcı makyaj sakıncalı mı?

Gebelik, kadın fizyolojisinde yoğun endokrin aktivite nedeniyle, birçok fonksiyonel ve yapısal değişikliklerin yaşandığı bir dönemdir.




Gebelik esnasında vücutta fizyolojik olarak meydana gelen bu değişiklikler; ciltteki renk değişiklikleri (bazı bölgelerde cilt renginde koyulaşma), aşırı terleme, ciltte yağ salınımında artma ve yağlanma, kıl yapısında değişme ve kıllanmada artış, özellikle karın ve göğüslerde çatlaklar, varis / ödem gibi damarsal değişiklikler, tırnak değişiklikleridir.



Ciltte meydana gelen bu değişiklikler nedeniyle kanamaya eğilimli, egzema, mantar ve enfeksiyonlara açık, alerjik reaksiyona yatkın durumdaki cilde yapılacak olan uygulamalar konusunda da çok dikkatli olunması gerekmektedir. Çünkü gebelik ruhsal ve bedensel anlamda oldukça hassas bir dönemdir.



Son yıllarda dövme ve kalıcı makyajın yoğun bir ilgi görmesi ve yaygınlaşmasıyla birlikte gebelerde yapılmasının uygun olup olmayacağı konusu da gündeme gelmiştir. Konuyu geçici, kalıcı dövme ile kalıcı makyaj (mikropigmentasyon) uygulamaları açısından ele almak gerekir.



Kalıcı dövme; deri tarafından tümüyle yok edilemeyen bir boyanın, özel bir teknikle alt deri tabakalarına kadar işlemesiyle oluşur. Alt deriye ulaşmak için kullanılan makine sayesinde yüksek devirle girip çıkan iğne düzeneği ile vücuda küçük delikler ve yarıklar açılır. Açılan bu delik ve yarıklara makine ile boya maddesi enjekte edilir. Genellikle boya maddesi olarak is kullanılır. İsle birlikte çivit, antimuan tozu, kavrulup dövülmüş kemik tozu, çeşitli bitki özleri, safran ve kına da kullanılabilir. İğne vuruşlarının yapıldığı yerden çok azda olsa bir miktar kan çıkar. Bu da kan yoluyla bulaşan hastalıklara zemin hazırlar. Hepatit B ve C ile AİDS olmak üzere, uçuk, tetanos, bunlardan bazılarıdır. Bu risk sadece gebeler için değil, herkes için vardır. Ancak gebelerde zaten artan gebelik hormonlarına bağlı olarak sistemik bazı değişiklikler olmaktadır ve bunlara bağlı olarak da bazı komplikasyonlar daha sık görülebilmektedir. Özellikle ağrı ve kanamalar ile deride meydana gelebilecek lokal enfeksiyonlar ve kullanılan boyaya karşı gelişen alerjik reaksiyonlar daha sık görülür. Dövme yapılan yerlerde, sarkoid, keloid, sedef, ışığa duyarlılık gibi çeşitli deri hastalıkları ve hatta selim veya habis tümör oluşumu bile çok nadir de olsa gelişebilmektedir. Kullanılan boyaların karsinojenik olan aromatik aminler içerdiğine dair çalışmalar mevcuttur. Kullanılan bazı boyaların genetik mutasyonlara, anne karnında bebekte doğumsal anormalliklere yol açabileceği de bilinmektedir. Bu nedenledir ki; hamilelik sürecinde kalıcı dövme yaptırılması önerilmemektedir.



Geçici dövmeler (kına- henna) ise, kullanılan kına türüne bağlı olarak sağlık sorunlarına yol açabilir. Özellikle siyah kınanın gebelikte kullanılması riskli ve sakıncalıdır; içeriğindeki para - phenylendiamine (PPD) maddesi gebelerde ciddi kalıcı cilt reaksiyonlarına ve alerjilere yol açabilmektedir. Hint kınasının ise gebelikte bebek üzerinde teratojenik etkisi olmadığı bilinmekle birlikte, yine de dikkatli kullanılması önerilmektedir.



Kalıcı makyaj (mikropigmantasyon); bitkilerden ve topraktan elde edilen tamamen antialerjik boyaların epidermisin altına uygulanması, uygulama esnasında kanama olmamasına özen gösterilmesi esaslarına dayanan, lokal anesteziyle de uygulanabilen ağrısız bir medikal uygulamadır. Sadece sağlık kuruluşlarında yapılması uygundur. İşlem dövmede yapılan işlemin benzeridir. Bu nedenle enfeksiyon ve cilt reaksiyonları gibi benzer riskleri içermektedir, özellikle de steril şartlarda ve doğru ve güvenilir merkezlerde uygulanmadığı takdirde. Kullanılan boya maddelerinin ise sağlığa zararlı maddeler olmadığı bilinmekle birlikte, unutulmamalıdır ki, deriden emilen her türlü boyanın alerjilerden zehirlenmelere kadar çeşitli komplikasyonlara yol açabilmesi her zaman mümkündür. Gebelikte bu risk asla alınmamalıdır...

Ayrıca gebelik döneminde ruhsal olarak da birtakım değişikliklerin yaşanması sebebiyle bu tür kalıcı değişiklik kararları alınmasının uygun olmadığı söylenebilir.

http://www.haberturk.com/haber.asp?i...&dt=2009/09/01

Erken menopoz Ostreoporoz belirtisi olabilir

Uzmanlar, erken menopoza girmenin Osteoporoz hastalığının habercisi olabileceğini açıkladı. Uzmanlar, Bartın Sağlık Müdürü Dr. Osman Nacaroğlu, osteoporoz hastalığının önemli bir hastalık olduğunu ve önlem alınmadığı zaman kemiklerin kırılma noktasına kadar gelebileceğini söyledi. Dr. Nacaroğlu, "Osteoporoz, kemiklerin daha gözenekli ve giderek daha güçsüz ve kırılgan olmasına yol açan bir hastalıktır . Sağlıklı kemik yoğun ve güçlüdür ve büyük miktarda basınca dayanabilir. Ancak, osteoporoz geliştiğinde, kemikler incelir ve kırılgan bir hal alır ki bu, kemiklerin kırılma olasılığını arttırır. Vücudumuzda bir taraftan yaşlı kemiklerin yıkımı olurken diğer taraftan yeni kemiklerin oluşturulduğu bir denge söz konusudur. Bu dengede, kemik yıkımının çok fazla olması yada yenilenmenin yeterli olmamasına bağlı oluşan dengesizlik, osteoporoza neden olur. Bu dengesizliğe katkıda bulunan en önemli etken menopozdur. 30'lu yaşların ortalarına kadar, çoğu kadın kaybettiğinden daha fazla kemik kazanır. Daha sonra, bu denge genellikle değişir ve kaybedilen kemik miktarı ile yerine konan kemik miktarı aşağı yukarı eşit olur. Ancak, menopoz sırasında hormonsal değişiklikler, yani östrojen düzeylerinin azalması kemik kaybını hızlandırır. Bu kemik kaybı ciddi bir düzeye ulaştığında, o kişide osteoporoz gelişmektedir. Erken evrede osteoporoz, fark edilebilecek nitelikte çok az fiziksel değişikliğe yol açar. Ancak, hastalık ilerledikçe özellikle omurga, el bilekleri ve kalça kemiklerinde basit travmalarla kırıklar oluşabilir. Kemik kaybı kişide ağrılara, boy kısalmasına, hareket kısıtlılığına yada omurganın eğrilmesine yol açabilir. Bu fiziksel belirtiler kişinin kendine güveninin ve gücünün azalmasına neden olabilir. Aynı zamanda, sağlıklı, aktif bir yaşam sürdürme yeteneğini de kaybederek, kişinin başka birisine bağımlı kalma durumu meydana gelebilir" dedi.




EN ÇOK RİSK ALTINDA OLANLAR



Osteoropoz hastalığına yakalanma riski en yüksek olanların menopoz dönemindeki kadınlar olduğu açıklandı. Dr. Osman Nacaroğlu, "En çok risk altında olanlar menopoz dönemindeki kadınlardır. Menopoz genellikle yaklaşık 50 yaşında başlar, ancak her hangi bir nedenle yumurtalıkları alınmış kadınlarda daha erken yaşta da başlayabilir. Menopoz sonrası dönemdeki kadınlar dışında risk altında olan başka gruplar da bulunmaktadır. Kemik kaybına en çok eğilimi olan kadınlar, ailesinde osteoporoz öyküsü olanlar, beyaz ırktan ve Asyalı kadınlar, ince, küçük kemik yapılı kadınlardır. Sigara, fazla alkol tüketimi, aşırı kafein içeren çay, kahve gibi içecekler, çok az kalsiyum alımı Küçük bir kaza sonucu geçirilmiş kemik kırığı, steroidler ve tiroit hormonu gibi belirli ilaçların kullanımı, erken menopoz hastalığa sebep olabilir. Kemik yoğunluğu testini göz önünde bulundurun. Bu inceleme kemiklerinizin yoğunluğunu kesin bir şekilde ölçmek için en kolay yoldur ve özellikle erken dönemde, doktorunuzun hastalığa tanı koymasında yardımcı olabilir. İleride tekrarlanan incelmelerde, doktorunuzun kemik kaybı oranınızı izlemesinde de yardımcı olabilir. Çeşitli tipte kemik yoğunluğu testleri mevcuttur. Bunlar güvenilir, ağrısız ve vücut bütünlüğünü bozmayan testlerdir. Aynı zamanda kısa süre alır ki bazıları sadece birkaç dakika sürer. Bu testi yaptırmak, doktorunuzun sizde osteoporoz olup olmadığını belirlemesine yardımcı olmak için en güvenilir yoldur. Eğer risk altında olduğunuzu düşünüyorsanız, kemik yoğunluğu testi yaptırmanız gerekip gerekmediğini doktorunuza sorunuz" dedi.



"BOL, BOL SÜT İÇİN"



Sağlık Müdürü Dr. Osman Nacaroğlu, süt ve süt ürünlerinin tüketilmesinin Osteoropoz hastalığına yakalanma riskini azalttığını söyledi. Dr. Nacaroğlu, "Gelecekte oluşabilecek kemik kaybını yavaşlatabilme yöntemleri konusunda doktorunuzla konuşun. Kalsiyum alımı osteoporozda önem taşımakla birlikte, menopozdan sonra kalsiyum kemik kaybını tamamen önleyemez yada yeniden kemik yapımını sağlayamaz. O nedenle beslenmenizde kalsiyum içeren besinlere yer verilmesi gerekmektedir.. Kalsiyumu yeterince almak için de en fazla süt ve süt ürünlerinden yeterli miktarda almak gerekir. Kalsiyum tüketimi ve kemik yoğunluğu arasında sıkı bir ilişki vardır. Özellikle 20'li yaşlara kadar alınan yeterli kalsiyum kemik yoğunluğu üzerinde çok büyük etkisi vardır. Bunun yanında her yaş grubundaki bireylerinde günlük 2 su bardağı süt yada süt ürünü tüketmesi gerekmektedir. D vitamini kalsiyumdan yararlanma sağladığından olabildiğice güneş ışığından ortalama 20 dakika yaralanmaya çalışılmalıdır.Yine günlük beslenmede, balık,kuru baklagiller,badem,fındık fıstık vb. yağlı tohumlar ve yeşil yapraklı sebzelerin tüketilmesi önem taşımaktadır. Düzenli olarak yürümek, koşmak, spor yapmak ve hafif aerobik egzersizleri kemik gücünüzü arttırmakta yardımcı olabilir. Doktorunuzdan sizin gereksinimlerinizi karşılayacak bir egzersiz programı hazırlamakta yardımcı olmasını isteyiniz" dedi.

Dr. Osman Nacaroğlu, Osteoporoz tanısı konulduğunda andan itibaren verilen önerilere uyarak tedaviye başlamak ve doktor kontrolleri ile testleri zamanında yaptırmak gerektiğini de sözlerine ekledi.

http://www.haberturk.com/haber.asp?i...&dt=2009/09/01

ZAMAN CETVELİ

KIZILAY KAN BAĞIŞI

KIZILAY KAN BAĞIŞI
KAN ACİL DEĞİL SÜREKLİ İHTİYAÇTIR !..