28 Şubat 2013 Perşembe

1940 - Ocak

1940 - Ocak

02 Ocak 1940  200 bin kişilik bir Rus ordusu Finlandiya'ya yeniden saldırdı.
07 Ocak 1940  Finlandiya kuvvetleri 50 bin Rus askerini öldürdü, pek çok esir aldı.
08 Ocak 1940  Türkiye-Fransa-İngiltere Kredi Antlaşması imzalandı.
10 Ocak 1940  Niğde'de meydana gelen 5.0 büyüklüğündeki depremde 58 kişi hayatını kaybetti.
10 Ocak 1940  Pierre Louys'in Afrodit adlı kitabıyla ilgili davaya başlandı. Kitap müstehcenlikle suçlanıyordu.
10 Ocak 1940  Ankara Konservatuarı Tatbikat Sahnesi oyuncuları ilk oyunlarını sergilediler.
15 Ocak 1940 Ankara radyosu Fransızca, Yunanca, Farsça ve Bulgarca haber yayınına İngilizce'yi de ekledi.
18 Ocak 1940  Danimarka, İsveç ve Norveç tarafsız olduklarını ilân ettiler.
27 Ocak 1940  Milli Koruma Kanunu Resmi Gazete'de yayınlandı

1940 - Şubat

1940 - Şubat

01 Şubat 1940  Ruslar Finlandiya'nın Karely bölgesine büyük bir hücum daha yaptılar.
12 Şubat 1940  Ortaoyununun son temsilcilerinden Kavuklu Ali öldü.
20 Şubat 1940  Kayseri'nin Develi ilçesinde meydana gelen 6,4 büyüklüğündeki depremde 37 kişi öldü 20 kişi ise yaralandı.
29 Şubat 1940  "Rüzgar Gibi Geçti” adlı film tam 8 Oscar kazandı. Hattie McDaniel “Rüzgar Gibi Geçti”deki performansıyla Oscar kazanan ilk siyah kadın oyuncu oldu.

1940 - Mart

1940 - Mart

01 Mart 1940  Bulgaristan Mihver devletlerine katıldı.
01 Mart 1940  Fransız yazar Pierre Louys'in, Afrodit adlı romanının Türkçe çevirisi "müstehcen yayın" gerekçesiyle toplatıldı.
04 Mart 1940  İstanbul'da yapılan Altıncı Balkan Güreş Şampiyonası'nda Türk takımı beş birincilik alarak altıncı kez şampiyon oldu.
07 Mart 1940  Yolcu gemisi Queen Elizabeth gizli sefere çıktı
14 Mart 1940  Finlandiya teslim olmak zorunda kaldı.
16 Mart 1940  Nobel Ödülü'nü kazanan ilk kadın yazar Selma Lagerlöf 82 yaşında öldü.
18 Mart 1940  Hitler ve Mussolini İtalya'da buluştu, İtalya Almanya'nın yanında savaşa girme kararı aldı. Bundan dört yıl sonra aynı gün, Almanlar Macaristan'ı işgale başladı.
19 Mart 1940  Kadın hastalıkları, doğum ve çocuk bakımı uzmanı Prof. Dr. Besim Ömer Akalın, Ankara'da vefat etti. Veremle Mücadele, Çocuk Esirgeme, Süt Damlası derneklerini kuran Besim Ömer Akalın ardında 77 yapıt bıraktı. Bunların en önemlilerinden biri, Türkiye'de hazırlanmış ilk tıp yıllığı olan Nevsal-i Afiyet'tir
27 Mart 1940  Himmler, Polonya'nın Auschwitz kasabasında bir toplama kampı kurulmasını emretti.
29 Mart 1940  Türkiye-Suriye Dostluk ve İyi Komşuluk Antlaşması imzalandı. (Hatay meselesi ile ilgili olarak gerilimli günler yaşadığımız Suriye ile, 2. Dünya Savaşının bütün dünyayı tedirgin ettiği günlerde imzalanmıştır.)
31 Mart 1940  Bursa’da ‘Gölbarajı’ hizmete girdi.

1940 - Nisan

1940 - Nisan

09 Nisan 1940  Almanya, Norveç ve Danimarka'yı işgal etti.
13 Nisan 1940  Yozgat'ta meydana gelen 5,6 büyüklüğündeki depremde 20 kişi hayatını kaybetti.
17 Nisan 1940  Köy Enstitüleri'nin kurulması yasalaştı.
21 Nisan 1940  Norveç'in yardımına gelen İngiliz kuvvetleri Narvik'te bozguna uğradı.
22 Nisan 1940  Siirt'in güneyindeki Beşiri yakınlarındaki Raman Dağı'nda 1042 metre derinlikte petrol bulundu.
24 Nisan 1940  Basın Yasası'na iki maddeyle "ulusal duyguları inciten, ulusal tarihi saptıran ve ülkenin güvenliği" ile ilgili olarak yapılan soruşturmalardan, alınan önlemlerden söz eden" yazılar yazmak yasaklandı.
26 Nisan 1940  İlk "kira ihtikarı" davası, İstanbul'da, kiracısından Milli Korunma Kanunu'na aykırı olarak fazla zam isteyen Dragomis Komandorof hakkında açıldı.

1940 - Mayıs

1940 - Mayıs

01 Mayıs 1940  İstanbul'da bar ve eğlence yerlerinde çalışan 107'si Macar 162 "artist"in bir hafta içinde Türkiye'yi terk etmesi istendi.
02 Mayıs 1940  Tasvir-i Efkar gazetesi yayımlanmaya başladı.
09 Mayıs 1940  İngiliz Başbakanı Churchill’in mesajı: “...Türkiye’nin bu zamanda bize müzahereti (yardımı) hepimize cesaret verecek bir amildir.”
10 Mayıs 1940  Almanlar, Belçika, Hollanda, Lüksemburg ve Fransa'ya hücuma geçti.
10 Mayıs 1940  Winston Churchill, Chamberlain'ın istifası üzerine İngiltere Başbakanı oldu.
12 Mayıs 1940  Kırkpınar güreşlerinde Tekirdağlı Hüseyin altıncı kez başpehlivan oldu.
13 Mayıs 1940  Alman orduları Fransa’ya girdi.
13 Mayıs 1940  İngiltere Başbakanı Winston Churchill ünlü konuşmasını yaptı: "Size kan, ter ve gözyaşından başka vaat edecek bir şeyim yok."
14 Mayıs 1940  Amerikalı devrimci Emma Goldman (Kızıl Emma). Amerikan işçi hakları mücadelesi öncülerinden Goldman, özgür aşkı savundu. Savaş karşıtıydı. Doğum kontrolü ve eşcinsellerin özgürlüğü için mücadele etti.
17 Mayıs 1940  Almanlar Fransa'nın ünlü Maginot hattını arkadan vurdu.
19 Mayıs 1940  İstanbul’da Dolmabahçe Stadının temeli atıldı. (Şu anki ismi ‘Beşiktaş İnönü Stadı’dır.)
28 Mayıs 1940 Dünya Belçika kralı ordusunu teslim etti. Kendisi de esir oldu.

1940 - Haziran


04 Haziran 1940  Dunkerque'de tarihin en büyük kurtarma harekâtı yapıldı ve 350 bin kişilik müttefik kuvveti gemilerle İngiltere'ye geçirildi.
10 Haziran 1940  İtalya Fransa'ya savaş ilân etti.
11 Haziran 1940  Norveç iki ay süren direnişin ardından Nazi ordularına teslim oldu.
12 Haziran 1940  54 bin kişiden oluşan İngiliz ve Fransız birlikleri, Manş Denizi sınırında St. Valery-en-Caux'da, Alman Feld Mareşal Erwin Rommel'in ordularına teslim oldu. Alman birlikleri Paris'e doğru ilerlemeye devam ediyor.
14 Haziran 1940  Alman birlikleri Paris'e girdi.
18 Haziran 1940  General De Gaulle Londra'da "Hür Fransa" karargâhını kurdu ve Fransa ikiye ayrıldı.
21 Haziran 1940  Devlet Operası ilk temsilini verdi: Mozart'tan "Bastien ile Bastienne"
22 Haziran 1940  Fransa teslim oldu ve ateşkes imzalandı.
26 Haziran 1940  Başbakan Refik Saydam Türkiye'nin 2. Dünya Savaşı dışında kalmayı sürdüreceğini açıkladı. Seferberlik durumunda kadın ve erkeklerin yapacakları işleri belirleyen tüzük de yürürlüğe girdi.
29 Haziran 1940  Almanlarla işbirliği yapmak zorunda kalacak olan Fransız hükümeti Vichy'ye taşındı.
29 Haziran 1940  Türk-Alman Antlaşması imzalandı.

1940 - Temmuz


01 Temmuz 1940  Yabancıların Edirne'de bundan böyle bir geceden fazla kalmaları yasaklandı.
03 Temmuz 1940  İngiliz filosu, Mers-el Kebir'deki Fransız gemilerine ateş açtı.
04 Temmuz 1940  Fransa'nın Almanya safına geçen yeni Vichy hükümeti ile İngiltere arasında siyasî ilişkiler kesildi.
10 Temmuz 1940  Kağıt stoklarının azaldığı gerekçesiyle gazetelerin sayfa sayılarını sınırlandırmaya karar verildi.
24 Temmuz 1940  Milli Savunma Bakanlığı bütçesine 64 milyon lira ek ödenek kondu.
30 Temmuz 1940  Yozgat'ta deprem: 12 köy yıkıldı, 300 ölü, 360 yaralı.

1940 - Ağustos


02 Ağustos 1940  Basın Haber Ajansı kuruldu.
03 Ağustos 1940  Kukla Fransız Hükümeti General De Gaulle'ü idama mahkûm etti.
04 Ağustos 1940  Taksim Gazinosu açıldı. İstanbul Belediyesi'nin açtığı gazinonun amacı halka ucuz eğlence sağlamaktı.
11 Ağustos 1940  Bakanlar Kurulu, Cumhuriyet gazetesini kapattı.
19 Ağustos 1940  İngiliz Somalisi İtalyanların eline geçti.
20 Ağustos 1940  Sovyet devriminin önderlerinden Leon Troçki, sürgünde yaşadığı Meksika'da Stalin'in bir ajanı tarafından öldürüldü.
21 Ağustos 1940  Stalin, Meksika'da bulunan Troçki'yi öldürttü.
22 Ağustos 1940  Milli Savunma Bakanlığı'nın gereksinimlerini sağlayan sekiz fabrikada fazla mesai yapılması kararı alındı.
24 Ağustos 1940  Almanlar Londra'yı bombalamaya başladı.
25 Ağustos 1940  Alman savaş uçakları Londra'yı bombalamaya başladı.
26 Ağustos 1940  25 Ağustos'ta Alman uçakları Londra'yı bombalamaya başlamıştı. Bir gün sonra, 26 Ağustos'ta İngiliz savaş uçakları Berlin'e karşı saldırıya geçti.
30 Ağustos 1940  Gençlerin spor yapması için 53 ilde gençlik kulüpleri açıldı.
31 Ağustos 1940  Türk-Alman Ticaret Antlaşması yürürlüğe girdi.

1940 - Eylül


10 Eylül 1940  Bakanlar Kurulu, Tan, Tasvir-i Efkar ve Haber gazetelerini yedişer gün kapattı.
16 Eylül 1940  A.B.D.'de, askerliği zorunlu kılan kanun yürürlüğe girdi.
20 Eylül 1940  İngiliz doğabilimci Denison Ross öldü.
22 Eylül 1940  Bakanlar Kurulu, İstanbul'da çıkan Le Journal d' Orient gazetesini yedi gün süreyle kapattı. Gazetenin resmi dış politikaya aykırı yayın yaptığı ileri sürüldü.
23 Eylül 1940  Japon birlikleri Çin Hindi'nin (Vietnam'a) çıktı.
26 Eylül 1940  Türk-Rumen Ticaret Antlaşması imzalandı.
27 Eylül 1940  Almanya, İtalya ve Japonya arasında ittifak imzalandı.
30 Eylül 1940  Karabük Demir-Çelik Fabrikası'nın ilk ürünü pik demirin bir bölümü Romanya'ya satıldı.

1940 - Ekim


07 Ekim 1940  Alman ve İtalyan birlikleri Romanya'yı işgal etti
08 Ekim 1940  Alman orduları Romanya'ya girdi.
16 Ekim 1940  Varşova gettosu Nazi SS birlikleri tarafından kuruldu.
20 Ekim 1940  Nüfus sayımı. Türkiye'nin nüfusu: 17.820.950.
21 Ekim 1940  Ernest Hemingway'in "Çanlar Kimin İçin Çalıyor" romanı New York'ta yayınlandı.
21 Ekim 1940  İngiliz uçakları Berlin'i 4 saat süreyle bombaladı. Ağır hasar meydana geldi.
23 Ekim 1940  Efsane futbolcu Pele, Brezilya'da dünyaya geldi
28 Ekim 1940  II. Dünya Savaşı: İtalya, Arnavutluk üzerinden Yunanistan'ı işgal etti.

1940 - Kasım


04 Kasım 1940  İngiltere, Girit'i işgal etti.
05 Kasım 1940  F.D. Roosevelt üçüncü defa A.B.D. başkanı seçildi.
10 Kasım 1940  Lascaux mağarasında Taş Devri'nden kalma resimler bulundu.
12 Kasım 1940  Rusya, Balkanlarda Almanlarla ortak harekâtı reddetti.
20 Kasım 1940  Macaristan, Mihver Devletleri'ne katıldı.
21 Kasım 1940  Tüm Türkiye'de hava saldırılarına karşı karartma uygulamasına başlandı.
22 Kasım 1940  Yunan ordusu İtalyan birliklerini bozguna uğrattı.
23 Kasım 1940  Almanya, İtalya ve Japonya'nın imzaladığı ittifaka Macaristan ve Romanya da katıldı.
28 Kasım 1940  II. Dünya Savaşı ortamında 500 kilogramdan fazla tahıl stoklarına Ticaret Bakanlığınca el konulması kararlaştırıldı.

1940 - Aralık


1940 - Aralık
01 Aralık 1940  II. Dünya Savaşı dolayısıyla Türkiye'de geceleri karartma uygulaması başladı.
02 Aralık 1940  Kağıt sıkıntısı nedeniyle gazetelerin sayfa sayısına kısıtlama getirildi.
06 Aralık 1940  Yunanistan, Arnavutluk'ta Premete kentini işgal etti.
10 Aralık 1940  Nobel Vakfı bu yıl hiçbir dalda ödül verilmeyeceğini açıkladı.
10 Aralık 1940  Yunanistan'a saldıran İtalyan ordusu bozguna uğradı
12 Aralık 1940  Mısır'da 30 bin İtalyan askeri İngiliz kuvvetlerine teslim oldu.
12 Aralık 1940  Salvador gemisi Silivri önlerinde battı. Bulgaristan'dan Filistin'e gittiği açıklanan gemideki 352 musevi yolcunun 230'u boğularak öldü.
13 Aralık 1940  Petain, başyardımcısı Laval'i görevden aldı ve tutuklattı.
21 Aralık 1940  F. Scott Fitzgerald, İrlanda asıllı ABD'li yazar öldü.

26 Şubat 2013 Salı

80'lerin sonunda 90'ların başında çocuk olmak


80'lerin sonunda 90'ların başında çocuk olmak...

80'lerin sonunda 90'ların başında çocuk olmak bence şunlar demek;

-Atari salonlarına gidip, 10 jetonu daha ucuza almak.
-Demet Akbağ tiyatroyu beklemek.
-Taso oynamak.
-Video kiralamak.
-Terminator'u sinemada seyretmek.
-Reebok Pump almak.
-"Back to the future, Rocky Serisi, Ninja Kamplumbağlar, Hayalet Avciları, Çakmaktaşlar, Beverly Hills 90210'u izlemek.
-Pazar 88, pazar 89, pazar 90, pazar 91 .....
-Tipi tip çiğnemek.
-He-man izlemek.
-Kablolu yayına geçme şerefine nail olmak.
-Coca Cola'nin 1 litrelik depozitolu şişelerde satılmasıdır.
-Star TV'deki Turnike'yi, Parliement Pazar Gecesi sinemasini izlemek.
-Adam olacak çocuk, 7'den 70'e nin izlenmesi.
-Gazete kuponu ile ev, araba verilmesine tanık olmak.
-Gece aerobiğini porno zannetmek.
-Sürekli aydınlık için 1 dakika karanlık eylemine katılmaktır.
-"All that she wants, informer" dinlemek.
-Pazar sabahları alf seyretmek.
-Voltran, he-man, denver, ninja turtles, clementine izlemek.
-Siyah-Beyaz televizyonu görmüş olmak.
-Micheal Jackson'dan Bad şarkısını defalaraca dinlemiş olmak.
-Schumacher'in Turkiye'ye gelişini görmek.
-Mahalle ve mahallede oyun oynamak kavramını son yaşan nesil.
-Neler olduğunu anlamadan televizyon'dan körfez savaşını izlemektir.
-MC Donalds'in Türkiye'ye ilk geldiği günleri yaşamış olmaktir.
-Doritos'a panço diyebilen nesildir.
-İlkokul 5'te Anadolu Liseleri ve Kolejler sınavına hazırlanmak.
-Berlin duvarı'nın yıkılmasının tek sonucunun, Berlin'in farklı kısımlarında oturan akrabaların artık birbirlerini görebilmeleri olduğunu sanmak.
-Banka olarak sadece İmar bankasını bilmek...
-Yakari izlemektir.
-"Eskiden buralar portakal bahcesiydi, boş araziydi" diyebilmek.
-Street Fighter'da "Guy" ile oynamak.
-Bilye, gülle oynamak.
-Gazoz kapağı oynamak.
-Televizyonla büyütülen ilk nesil olmak.
-Emanuella izlemek..
-Mahalle maçları yapmak..
-Commodore 64 efsanesi..
-Cumartesi geceleri bir başka gece'yi izlemek ve özellikle benny hill'in skeclerini
yakalamaya çalışmak.
-Solo test'te 1 tane bırakıp bilgin olmaya kasmak.
-HBB'de amerikan futbolu maçı izlemek.
-Anadoludan görünüm'ü izlemek ve şehit haberleriyle üzülmek.
-Edi ile Büdü hastası olmak.
-Sadece pazar günleri yıkanmak.
-Kontra pedal BMX bisiklet sahibi olmak.
-Cine 5'in ilk açıldığı güne ve akşamına tanık olmak.
-"Bugün günlerden cuma, merhaba hanımlar merhaba"
-Moonlighting, hayat ağacı, cesur ve güzel izlemek.

80 lerin sonunu ve 90 ların başını çocuk olarak yaşayan arkadaşlar..

Şöyleee geçmişinize bir yolculuk yapın bakalım..

Paylaşın ogünlerinizi..

Her ne olursa olsun o yıllarda çocuk olmak bir ayrıcalıktı değilmi ..

80’li yıllar ve çocukluğum

80’li yıllar ve çocukluğum
http://www.perakende.org/guncel/80li-yillar-ve-cocuklugumun-esnaf-perakendeciligi-1342788676h.html

Satın alma kararlarımız üzerinde bizi çocukluğumuza götüren korkuların, görüntülerin etkili olduğu ve çocukların tüketici sınıfına dâhil edilmemelerini kabul etmediğimi sıklıkla dile getirdiğimi geçen ayki yazımda belirtmiştim hatırlarsanız. Geçen hafta yazar-şair Kadir Aydemir tarafından hazırlanan “80'lerde Çocuk Olmak” isimli kitabı okudum. 89 yazarın bir araya geldiği kitapta, 80’li yılların yaşam tarzı, kültürü, alışkanlıkları, modası ve o yıllarda geçmiş olan çocukluk hatıraları ayrıntılarıyla, neşeli bir dille anlatılıyor. Çocuklar nasıl tüketici sınıfına konulmuyor? Bu kitap bile beni ismiyle o döneme olan özlemlerimle, yaşanmışlıklarımla uzun bir yolculuğa çıkardı. Bu yolculuktaki en büyük kahramanlarım ise pek çok eğitim ve seminerlerimde atıfta bulunduğum “mahallemin esnafları”ydı ve ben onları bu ay saygıyla ve övgüyle sayfama konuk etmek istiyorum izninizle…

1980’lerin tipik bir Ege çocuğuyum ben. O yıllar masum, samimi, çıkarsız ilişkilerin olduğu yıllardı, yerlerdi, ya da çocuk olduğum dış dünyayı tanımadığım için mi öyle görünüyordu?

80’lerde çocuk olmak demek; çikolata ya da sakız kâğıdından çıkan folyoları tırnakla düzeltip defter arasında saklamaktı. Mahallemin bakkalı Mehmet Amca çok suratsız görünürdü karşıdan ama içi yumuşaktı. Ben tüm apartmanın alacak listesini önüne koyduğumda yerinden kalkmaz bana tek tek yerlerini gösterir ona bu desteğim karşılığında bana sakız ya da o an eşantiyon ne varsa vermeyi ihmal etmezdi. Evimizin diğer köşesinde arkadaşımın annesi Necla Teyze bakkal açtığında rekabetin kızışmasına ve benim arada sırada oradan alışveriş yapmama rağmen bana hiç darılmadı. Günümüze baktığımızda esnaf müşteriye darılıyor rakibe gitti diye. Ne tuhaf!

80’lerde çocuk olmak demek; hatıra defterine yazı yazmak, pul koleksiyonu yapmaktı. Evimizin karşısında eski Türkçe öğretmeni İrfan Hocam emekliliğine denk gelen yıllarda kırtasiye dükkânı açmıştı. Küçücük dükkânının raf düzenini, hizmet verirken kullandığı düzgün Türkçeyi, yeni ürünler geldiğinde (ki o yıllar kurşun kalemden uçlu kalemlere, pelikan silgilerden mis kokulu silgilere geçiş dönemiydi) onları nasıl ön plana çıkarıp vitrinde inci gibi yazısı ile müşteriye afişe etmesini görmeliydiniz..

80’lerde çocuk olmak demek; sevdiğimiz şarkıları teybe kaset takıp dinlemek, radyodan teybe kayıt yapmak, plak dinlemekti. O yıllar mahallelerde müzik dükkânları vardı, gümbür gümbür çalarlardı şarkılar. Biz onlardan takip ederdik Top 10’u. Mahallenin gençleri de onun dükkânının önünde durup caka atarlardı mahallenin ablalarına.

80’lerde çocuk olmak demek; dondurmayı yazın külahta yemekti. Mahallemizin pasta, börek ve dondurmacısı Fevzi Amca… Eşi ve 5 çocuğuyla neredeyse 7/24 çalışırdı ve hala benim çocukluğumun mahallesinde. Bu kez çocuklar büyümüş, gelin-damat-torunlar da çalışmaya başlamış. Logo, dizayn, çeşit hepsi değişmiş; değişmeyen tek şey o samimi karşılama ve ürünlerin değişmeyen tatları. 80’lerde çocuk olmak demek; annelerin kızlarına çeyizlerini mahalledeki çeyiz evlerinden açık hesap taksitle almaları demekti. Ben unutmuştum adını, annem hatırladı: “Yeşiller Ticaret, Bilal Abi”. 15 metrekarelik dükkâna binlerce ürünü nasıl tasnif ettiğini ve onları mahallenin annelerine nasıl pazarladığını görmenizi çok isterdim.

80’lerde çocuk olmak demek; yoğurdu açık almak ve eve götürürken üzerindeki kâğıdı sıyırıp parmakla tadına bakmak ve çakılmasın diye yine aynı parmakla düzeltmek demekti. Mahalle mandıramız Bolulu Hamdi Amca ve iki oğlu, ne zaman dükkâna girsem bana peynir tattırırlardı. Nasıl güzel gelirdi içeriden buram buram kaynayan sütün o muhteşem kokusu.

80’lerde çocuk olmak demek; beyaz eşyayı mahalledeki bayiden almak demekti. Salih Abi, takdire değer bir esnaf, mahalledeki potansiyeli görüp tüm köşelerdeki boş dükkânları kapattı. Beyaz eşyanın yanında mobilya ve halı da satmaya başladı. Aynı mahallede oğulları, kardeşi, babası, gelininin sorumlu olduğu 5 ayrı dükkanı var ve aynı açık hesap sistemi ile çalışıyorlar. 6 ay önce evime buzdolabımı yine onlardan aldım, hatta taksitimi geciktirince hatırlatma için telefon ile aradılar. Vay bee dedim içimden!
80’lerde çocuk olmak demek; eti kasaptan alıp pideyi annelerin hazırladığı iç ile yaptırmaktı kara odun fırınında. Kasaba sinek girmesin diye kapılarda boncuk perdeler olurdu, sonra evler için moda oldu bu perdeler. Bence gerçek et ustalarıydı kasaplar, tıpkı kasap Fevzi Abi gibi.

Şimdi neredeler, ne yapıyorlar bilmiyorum. Pek çok küçük esnaf gibi onlar da büyüklere dayanamadı. Ama benim aklım hala onlarda. Onlar gerçek esnaf, gerçek perakendeciydi. Şimdi bu işi yapan orta, büyük ölçekli firmalar bu esnaf zihniyeti örnek almalılar. Çünkü bunca rekabete karşı yine başladı özellikle bizim kuşağın mahalle esnafını tercih etmesi. Ben bu ay mahallemin emektar esnaflarını anmak ve satın alma kararlarımı çocukluğumdaki yaşanmışlıkların çok etkilediğini yinelemek istedim. Siz de kısa bir yolculuk yapın bu yazının üstüne. Keyifle ve tabii ki sevgiyle…

80'lere dair herşey


80'lere dair herşey
100 yıl içindeki en şanslı ve en kıyak kuşak olmaktır..Aynı anda hem eski hem yeni olmak demektir..Ayrıca bir ülkenin hangi aşamalardan, nasıl geçtiğine ve nasıl değiştiğine adım adım tanık olmak demektir..Çok güzel bir ülkenin son yıllarını hayal meyal hatırlamak, sonrada çivisinin çıkışını görerek büyümek demektir..ve geriye dönüp baktıkça iç geçirmek demektir..Muhtemelen hayatımız boyunca yaşadığımız en güzel 10 yıl demektir..Bu dönemi çocukluk ve ilk gençlik dönemi olarak yaşayanlar, artık 'orta yaş' denilen o hüzünlü çağa vardılar yada varmak üzereler..Bakkal kokusuyla büyüyen nesil, 3 kornerin 1 penaltı ettiği yılları unutma..O yılları güzel saklayalım..Çünkü o yılların içinde barındırdığı iyisiyle, kötüsüyle, eğrisiyle, doğrusuyla, günahı ve sevabıyla bizim hatıralarımızdır..
--------------------------------------------------
80'lerde çocuk olmak uçsuz bucaksız gökyüzüne rengarenk uçurtmaları salıp umuda yolculuk yapmak demek.
80'lerde çocuk olmak kağıttan Barbi bebekler yapıp evcilik oynamak demek.
80'lerde çocuk olmak komşu annenin verdiği bir dilim salça ekmeği arkadaşınla paylaşmak demek.
80'lerde çocuk olmak yavru kedilere mukavvadan yuva inşa etmek demek.
80'lerde çocuk olmak leğende kağıttan gemiler yüzdürüp o gemilere kaptanlık yapmak demek.
80'lerde çocuk olmak saklambaç oyununu yemek saatini unutacak derecede hevesle oynamak demek.
80'lerde çocuk olmak hep beraber Bizimkiler,Kara Şimşek,A Takımı,Mavi Ay, Perihan Abla dizilerini seyretmek demek.
80'lerde çocuk olmak bayramlarda el öpüp şeker ve çukulata toplamak demek.
80'lerde çocuk olmak ekmeğin içine yağ sürüp, tuz döküp,yemenin tadını şimdi hiçbir şeyde bulamamak demek
80'lerde çocuk olmak KÜÇÜCÜK YÜREKLERE TÜM EVRENİ SIĞDIRMAK DEMEK.
1980li yıllarda hayatının ilk tecrübelerini yaşamış, ilkokula gitmiş..
Kenan Evren´i, Erdal İnönü´yü, Özal'ı tanımış olmak..Ajda Pekkan´ın Alo, Michael Jackson´ın Pepsi reklamlarını hatırlayacak kadar şanslı olmak demek.
Big in Japan, The Final Countdown, Eye of The Tiger demek.
İcraatın içinden demek,
"Semra koy bir kaset de neşemizi bulalım" demek.
Köprü demek, ödediğiniz her kuruş verginin yol, su, elektrik olarak size geri dönmesi demek,
Voltran Voltran Voltran demek ,
depozito toplamak adına kola şişesi biriktirmek demek ,
Adile Naşit`ten masal dinlemek demek.
Debbie Gibson, tiffany, Jason Danovan, Sandra, Modern Talking. vb.dinliyor olmak...
Somebody Else' Lover,All My Life,Self Control,Vaya Con Dios ve Take My Breath Away demek...
Comanchero´nun ve life is life'ın sözlerini ezberlemeye çalışmak demek...
Michael Jackson, Madonna, Samantha Fox demek,
Korhan Abay, Cenk Koray, Metin Milli, Ersen ve Dadaşlar demek..
Clementine, He-man, She ra, Transformers demek.
Okula siyah önlükle gitmek demek.
Kayahan, Nilüfer, Sezen Aksu, Barış Manço ile büyümek demek,
İhtilal çocuğu demek,
Köle İzaura demek,Ziyaretçiler demek!!!!
Acidçi misin metalci mi demek..Herild yani demek,
Hey corc versene borc demek,olmaz maykil bende de yok cevabını işitmek demek,
geriye dönüp baktıkça iç geçirmek demek...
Yüzyıl içindeki en iyi, en kıyak kuşak. Hem eski hem yeni olmak demek..
Biraz gözü açık bir 80'li, yüz yıllık nesil kültürünü bir porsiyonda almış demektir..
edi mörfiiiiiii huuuuuuuuuuuuuu şörli makleeyynn yeeeeeee diye bağırıp en az bir technotronic kasetine sahip olmak demek..
Mahalle çeşmelerinden su içmek, bayramları iple çekmek,
Koltuk altında topla okul bahçesine yalnız giderken "nasılsa oynıycak birileri vardır" diyebilmek demek,
Eti kemik geçiyor demek;
Evden çıkmayan bilgisayar bebeleri haline gelmeden çocukluğunu yaşayabilmiş,son dönemin bir üyesi olmak,
Ne sorusuna zonk cevabı vermekten zevk duymak,
büyüteç ile kağıt yakmak ve siyah kağıtların beyaza oranla daha kolay yandığını keşfetmek,
9 voltluk pile dilinle dokunup o ekşi anı yaşamak,
Televizyon konserlerini teybe çekerken odaya giren anneyi hemen susturmak,
Komşuya gelen misafir çocuklara 5 dakikada aşık olmak demek,
Son dersin son 5 dakikasında parkeleri giyip zilin çalmasını beklemek,
hurraa kapıya doluşmak, dışarıya pestil olarak çıkmak demek,
sinek ilacı arabalarının arkasında bıraktığı bulutta deli gibi dolaşmak demek..
Kutu kolayı açtıktan sonra kapağını çekip çıkarıp atmak demek..
Tipe bak demek...
Bakkala gitmenin, sokakta oynamanın, harçlık toplamanın geçerli sayıldığı...
her şeye rağmen temiz ve el değmemiş bir hayat demek...
Sonrasında biz büyüdük ve kirlendi dünya demek..
Pazar akşamları mecburen yıkanmak ve erken yatmak demek,
Sesi açıp kısmak için televizyonun dibine kadar gidip üstündeki düğmelere basmak zorunda olmak demek,
Şehirlerarası yolculuklara çıkarken otobüsün 302s olması için dua etmek,
Bilet alırken arka kapının önü ve tekerlek üstü olmasın demek,
Resimli futbolcu kartları demek,süper babaanne demek,
fantayla kolayı karıştırmak demek,mahalle kavramı demek..
Çavuşevsku ve karısının kurşuna dizilişini TV'den seyretmek demek,
Anket ve hatıra defterlerinin olması,ve bunlara seviyorum ama kimi diye başlayan maniler ve yazılar yazmak,
içinde biri sabunlu iki ıslak bez olan mustili beslenme çantası,
dantel yaka,yenen kokulu silgi,leblebi tozu çekerken atlatılan ölüm tehlikeleri,
ayak bileğine takılarak çevrilen top,
sek sek oynamak,
bayramda mahalleye dağılıp şeker toplamak,
müsaitseniz annemler size gelecek demek,
TRT´nin yayın akışının bitmesiyle çalan İstiklal Marşı için ayağa kalkıp,marşı hazır olda bangır bangır söylemek ve marşın bitiminden sonra çıkan tiz "biiiiiiiiiiiiip"sesine rağmen televizyonu kapatmamak demek..
Nasıl da geçmişti bütün bir yaz demek.Bu şarkıya kafanda klip çekmek demek.
Annelerin Çernobil yüzünden çay içirmemesi, gofret yedirmemesi demek..
PKK saldırılarında her gün birilerinin öldüğünü duymak ama anlamamak demek..
Yazlık diskolarda içeri alınmamak demek, bunun için ağlamak ve içeride her nedense- You are in the army now şarkısında sarmaş dolaş dans eden abi ve ablalara bakıp özenmek demek,
Gorbaçov´un kafasındaki kırmızılığın ne olduğunu merak etmek,
anneye "Zeki Müren´e teyze mi diyim amca mı diyim" diye sormak,
Batman ve Şırnak´ın henüz il olmadığı günleri hatırlamak,
Özal'ın çenesinin enteresan yapısına anlam veremeyip "acaba benim çenem de ilerde böyle olur mu" kaygısıyla aynaya bakmak demek...
breyk breyk arkadaş arıyorum demek,
Eve lazım olur diye fazlaca pul almak demek,
Zeki Müren'in size alo diyoruuuum demesi demek,
İlkokulda Halley, Petrol ve Komancero şarkılarını uydurma sözlerle söyleyerek dans eden Tolga Han özentisi sefil dans grupları kurmak okul sonrasında ise her gün koşturarak eve gidip; bu toprağın sesi programında kımıl zararlısı ile mücadele yöntemleri, orman köylüsünün sorunları ve yüksek randımanlı durum bugdayı türleri ile ilgili verilen faydalı bilgilerin ardından Kamber ağa ile uyanık skeçlerini büyük bir ilgi ile izlemek demek..
küçük yaşta bilinçli bir çiftçi kadar ziraat bilgisine sahip olmak demek,
sinemalarda the Lord of the rings, Harry Potter vs. izlemek yerine Jules Verne romanları okumakla geçirilen bir çocukluk demek,
pazar günleri gazeteci amca gelmeden önce dükkanın önünde onu beklemek demek ya ayşegülü başkaları kaparsa....?
Aldım çantamı kolumaaa, çıktım Dallas yoluna, ben Babi´yi beklerken Ceyar girdi koluma şarkısını dansıyla birlikte bilmek demek..
Ama bunu söylemenize gerek yok ki,ben yapınca alışverişi, zaten alıyorum satış fişi replikleri barındıran Ali-Ayşegül Atik reklamı ve bakkal amca, bir pergel, bir kalem, bir de çikolata alacağım..
Erooooolll, Eroooolll (mahallede çocuklardan biri) buraya gelin dedim size buraya ! fişini de al oğlum´daki Meşhur Erol, hadi hep birlikte, hep birlikte, biz biz olalım yemeklerden önceeee, lavaboya koşalım,hafta da bir kere tırnakları keselim,fırçalayıp onları tertemiz olalım diye şarkılar ezberleyen bir nesil olmak..
Barış abinin sayesinde kendimizi temel reis gibi hissetmek,
İcraatın içinden izleyip Özal´ın kalemine bakıp hipnotize olmaya çalışmak,
Analogtan dijitale geçiş devrini yaşamış birey olduğunu anlamak ve ikisinden de farklı zevkler aldığının farkına varmak demek..
Hava durumlarının eksi değil de "sıfırın altında bilmem kaç" denildiğini bilmek demek..
Saçları Amerikan Traşı Yada Tavuk Götü olarak kestirmek demek,
Bahçelerden sebze ve ağaçlardan meyve yemek demek,
Saklambaç,istop,yakartop,sek sek ve komen oynamak demek,
Apartmanın çatısına 5 metrelik anten takan babanızın sizi TV önüne oturtması ve çatıdan oldu mu diye bağırıp anteni ayarlamaya çalışması ve oldu oldu diye camdan kafayı çıkarıp bağırmak ve kimsenin buna şaşırmaması demek..
Siyah beyaz ve karlı bir görüntü de olsa .Üstelik Yunanca tek kelime anlamasanız da gündüz vakti çizgi film izlemek için az debelenmemiş olmak demek...
TRT 1´de oluşan sorunlar sonucu yayına bir süre ara verildiğinde ekrana getirilen donuk ağaç, dağ bayır resmine 10 dakika hareketsiz bakabilmek demek,
Adidas Ivan lendl,stan smith,top-ten,nike legend demek,
Hafta sonları mc donaldslar, burger kingler,antremanlar, sinema,konser ve tiyatro demek ve pazartesileri okulda orda yaşananları anlatmak demek,
Van damme tekmesini bilmek ve her filminden sonra hepimiz birer van damme olmak demek ve evde aynı tekmeleri yapmaya çalışmak demek,
Şehirler arası yolculuklarda sigara içebilmek demek,
FB-GS-BJK maçlarını rakip takım taraftarıyla beraber yanyana karnaval havasında izlemek demek,
TSYD Kupasında 3 büyükleri izleyebilmek demek,
Kalecilere atılan geri paslarını kalecilerin elle tutabilmesi demek ve bazı oyuncuların bandana ile oynaması demek,
Şampiyon Kulüpler Kupası (UEFA Şampiyonlar Ligi) görmek demek,ve yine Kupa Galipleri Kupasını görebilmek demek,
Türkiye'de yaşamış son mutlu kuşak olduğunu hüzünle hissetmek demek....
Çok güzel bir ülkenin son yıllarını hayal meyal hatırlamak, sonra da çivisinin çıkışını görerek büyümek demek..
Muhtemelen hayatımız boyunca yaşadığımız en güzel yıllar demek...

1980′Li Yılların En Popüler Sözleri


1980′Li Yılların En Popüler Sözleri

Maraba Televole
Televole programının yaratıcısı Can Tanrıyar “maraba televole” nin nereden çıktığını bakın hangi sözlerle anlatıyor:
“Maradona en iyi zamanında Türkiye’ye gelmiş ve bütün basın peşinden koşuyor asla röportaj yapmıyor,hemen geldi çıktı ve dönecek.O akşam bir eğlence yerine gidiyor.Ben de arkadaşlardan birini yönlendirdim.Demiştim ki röportaj yapmadan sakın gelme.İşte dedi ki basın gidiyor kendisi yalnız eğlenecekmiş.Basını da istemiyorlar.Dedim ki sabaha kadar bekleyin.Bir merhaba dedirtin.Merhaba dedirtin derken şunu kastediyorum aslında hani iki laf konuşsun yeter bize mantığıyla ağzımdan öyle bir laf çıktı Evren Ersoy diye arkadaşımıza.Tabi sesli bir ortamdan konuşuyoruz.O direk bu lafı şu şekilde algılamış,merhaba dedirtmem lazım….Bekliyor sabaha kadar işte en son Maradona nın menajerine diyor ki beni işten atacaklar röportaj istemiyorum,benden istenilen şu diyor sadece merhaba desin.Menajeri ikna ediyor ve hemen 1 saniyeliğine mikrofon geliyor ve maraba televole diyor ve gülmeye başlıyor.Etrafındaki insanlar da hepsi gülmeye başlıyor.Bunu ayarlasanız böyle birşey çekemezsiniz.Sonra da bana gece haber yaptım diye hallettim diye haber veriyor.Sabah geldim bende hadi izleyelim şu Maradona röportajını diye.İşte meraba dedi geçti…Nerde?Yok.Ya Evren dedim nerde röportaj?Abi sen demedinmi meraba desin yeter diye.Güldüm diyecek laf yok,hakkaten öyle dedim de yani bu başka manaya geliyor.iki laf et manasına.Fakat bir daha geçtiğimde ya bu ne kadar sempatik bir maraba..Dedik ki bunu bütün tanıtımların başına koyalım.Ve aynı uygulamayı,bu plansız çekilen uygulamayı daha sonra Levent Kırca ile bir çok sanatçı ile daha yaptık.”
Ağzı olan konuşuyor
Bir reklam sloganıydı. Özellikle siyaset tartışmalarının, kahvehane, berber sohbetlerinin değişilmez söz öbeği oldu. Konuşmayı tekeline almak isteyen, kimseleri beğenmeyenlerce benimsendi.
Corç
Hakan Peker, “Hey Corç” isimli şarkısını yaparken dillere dolanmasını amaçlasa da, herhalde böyle bir felakete yol açacağını bilmiyordu. “Aynı malı deme Corç” şeklinde bir reklâm bile vardı. Uzunca bir süre isimleri büyük çoğunlukta “Ahmet, İrfan, Sezai, Zeynel” olan insanlar birbirlerine “Corç” diye hitab ederken, milletten para dilenmek de gayet normal kabul edilmeye başlandı.
Herild Yani
Dilimizin yakın tarihinin en büyük utanç kaynaklarından biri, tarihe gömülüşü belki de en hayırlı deyiş.
Alo Ne Koyim?
Aslı “Alo ne okuyayım” şeklinde ve Mustafa Keser tarafından telefonla cani: yayına katılan izleyicilere sorulmaktaydı. Ancak zamanla okuyayım, koyayım oldu. Bu söz özellikle 90′larda büyük gelişme gösteren Merter ve Zeytinburnu tekstil esnafı arasında popüler oldu.
Halt Dummkopf
İşte “Bizimkiler” dizisinin en meşhur repliği. Almanya’dan gelmiş olan Davut Usta birazcık sapık olan oğlu Halis merdivenleri ikişer çıktığında bile ona Almanca “Dur, aptal” anlamına gelen bu sözü söylüyordu. Büyük bir kitleye Almanca iki kelime öğretti. Zamanla birçok kişi “Ja, VVunderbar, Weiter” gibi kelimeleri de öğrendi.
Ne Kodun La Kafana?
Levent Kırca’nın bir skecinden ortaya çıktı. Kafasına balta saplanmış olarak eve gelen bir adamın eşi ona bu soruyu soruyordu. Bir ara herkes birbirine bunu söylediği için şapka, bere takan kalmamıştı.
Kısacası 80lerde çocuk olmak  demek
“Vıjjtt vıjjt” konuşan araba kara şimşek demek…
“On yüz bin milyon baloncuk yuttum…” demek…
Yalan Rüzgarı seyretmek ama anlayamamak demek…
Edi Büdü demek…
Çikolata ya da sakız kağıdından çıkan kırışmış folyo kağıdını tırnağınla ya da parayla düzleştirmek demek…
Bilye oynarken “dağ mı? deniz mi?” deyip baştakini vurmaya çalışıp bütün gülleleri almaya çalışmak demek..
Peçete koleksiyonu yapmak demek…
İstop oyunun adının nerden geldiğini bilmeden oynamak demek…
Telefon görüşmelerinde jeton kullanmak demek…
Kaseti başa ya da ileri almak için kasetin deliğine kalem sokup havada çevirmek demek…
Tetris oyununu daha hızlı oynamaya çalışmak demek…
Oyunun en güzel yerinde annenizin sizi bağırarak eve çağırması demek…
Akşam ebesi, yakan top ya da ortada sıçan oyunlarını bilmek demek…
Tutti Frutti izlerken çok utanılması ama bir o kadar da merak edilmesi demek…
Okulda Coca Cola kutusunu ezip maç yapmak demek…
Elm Sokağı’ndaki kabus yüzünden yaşanılan korkular demek…
Barış Manço’nun ‘Adam Olacak Çocuk’ programını kaçırmamak demek…
“Aldım çantamı koluma, çıktım Dallas yoluna… Ben Babi’yi beklerken Ceyar girdi koluma” demek…
TRT’nin yayın akışı bitişinde istiklal marşını dinlemek… Hatta tiz “biiiiiiip” sesi çıkana kadar TV’yi kapatmamak demek.
Ve pazar günleri zorla banyo yapmak demek… Erken yatmak demek…



1980'LI YILLARDA ÇOCUK YA DA GENÇ OLMAK


1980'LI YILLARDA ÇOCUK YA DA GENÇ OLMAK

Eğer şu sıralar 30'lu yaşlarınızın sonu ya da 40'lı yaşlarınızın başındaysanız çocukluğunuzu ve ilkgençliğinizi 1980'li yıllarda yaşadınız demektir. Zaman zaman düşündüğünüz olur mu hiç o yıllarda neler izler, neler giyer, neler dinler ya da nelerle uğraşırdık. 1980'li yılların çocukları ve gençleri o zamanlar neler yaparmış bir hatırlayalım istedik.

80'lerin ilk yarısında henüz tek kanal olan TRT yayınlarının gözdelerinden biri Şeker Kız Candy adlı çizgi filmdi. Kimbilir kaç genç kız Candy'nin tutkunu olduğu Anthony'nin ölümüne günlerce yas tuttu. Hatta bu çizgi film karakterine aşık bile oldu.

1980’li yıllara ait anı ve öyküler, bu kitapta biraraya getirildi


1980’li yıllara ait anı ve öyküler, bu kitapta biraraya getirildi

1980’li yıllara ait anı ve öyküler, bu kitapta biraraya getirildi


80'lerde çocuk olmak...
Sanatçılar Fazıl Say, Gürgen Öz ve Barış Müstecaplıoğlu’nun da aralarında bulunduğu 90 yazarın, 1980’li yıllara ait anı-öyküleri, '80’lerde Çocuk Olmak' adlı kitapta biraraya getirildi. Kitapta, teknolojinin hızla geliştiği ve iletişim olanaklarının dünyayı küresel bir köy haline getirdiği 2000’li yılların bol imkanlar dünyasında yetişkin olan, ancak tek kanallı Türkiye’nin kısıtlı imkanlarında yaşadıkları küçük keyifleri ve samimi insan ilişkilerini özleyen 80’lerin çocukları'nın, o dönemi yaşayan okurların kolayca empati yapabilecekleri 'Voltran! Voltran! Voltran!', 'Şeker Kız Candy', 'Kremalı Bisküvi', 'Siyah Önlük2, 'Heidi... Hey gidi Hey...', 'Şirinler: Hala Uslu Çocuklarız...', 'Kokulu Silgim, Gazoz Kapakları ve Diğerleri...', 'Kenan Evren, Özal ve Marlboro Zamanı'  gibi çok çeşitli öyküleri yer alıyor.

1980'ler Tarihi


1980'ler

Bu 10 yıl içerisinde görülen, refaha yönelik değişimler yeni endüstri ekonomileri için Batı'nın kültür göçünü, sosyal, ekonomik değişimleri ve genel karışıklıkları ifade eder. Bu süre içerisinde uyuşturucuya karşı küresel bir savaş başlatılır. ABDotomobil üretimindeki pazarınıJaponya'ya ve diğer ülkelere kaptırır. Ucuz iş gücü bunu takip etmiş, birçok küresel üretim tekniklerini MeksikaKoreTayvanÇin ve Doğu Avrupa'daki geleneksel üretim kaleleri almıştır. Yeni orta sınıf ekonomiler eski Sovyet Bloğu Ülkelerinde ve dünyanın diğer bölümlerinde su yüzüne çıkmaya ve radikal dini hareketler Orta Doğu'da kendini açığa çıkartmaya başlamıştır.
Berlin Duvarı'nın yıkılışı 1980'lerin en iyi bilinen olaylarından bir tanesidir.
Batı dünyası, Ronald Reagan'ın ABD başkanı, Helmut Kohl'ün Almanyaşansölyesi, Brian Mulroney'in Kanada başbakanı ve Carlos Salinas de Gortari'nin Meksika başkanı seçilmesi ile sağ görüşlü politikacılar ve yükselen neoliberalizm arasındaki rekabete şahit olmuştur.
Doğu dünyasında ise komünist devletlerin hâkim ekonomilerinin zor duruma düşmesi, PolonyaMacaristan, 1989 Çin Tiananmen meydanı ayaklanması, Çek devrimi gibi birkaç komünist rejimin çökmesi veya çökertilme girişimleri ve Warşova Paktı ile Romanya'daki diktatörlük ve Orta ve Doğu Avrupadaki diğer komünist rejimlerin dönüşümleri, komünist rejimlerde SSCB’deki perestroyka ve glasnost rejimleri gibi yenilikçi politika dalgalarıyla sonuçlandı. Bu, 1980 sonları devletlerin sonbaharının mor geçişi olarak adlandırılır. 1989’da Varşova Paktının dağılmasıyla, Sovyet Birlikleri batı dünyası ile olan düşmanlıklarını terk ettiklerini açıklamış ve böyleceSoğuk Savaş bitmiştir. Bu değişimler 1990'lar ve 21. yüzyılda da hissedilmeye devam edilecektir.
Birçok 3. dünya ülkesi, özellikle Afrika ülkeleri, 1980'lerde geniş bir borç krizine şahit olmuşlardır.
1980'ler ayrıca 1970 ve 1990'larda dahi olmayan bir nüfus patlamasına sahne olmuştur. Bu büyüme, sadece gelişmekte olan bölgelerde değil, batı milletlerinde de görülmüştür. Nüfus artışı özellikle Afrika, Orta Doğu ve Güney Asya’da çok hızlıydı ve yıllık artış oranı %4’e yakın olmaktaydı.

ZAMAN CETVELİ

KIZILAY KAN BAĞIŞI

KIZILAY KAN BAĞIŞI
KAN ACİL DEĞİL SÜREKLİ İHTİYAÇTIR !..