ZAMAN CETVELİ

KIZILAY KAN BAĞIŞI

KIZILAY KAN BAĞIŞI
KAN ACİL DEĞİL SÜREKLİ İHTİYAÇTIR !..

26 Şubat 2013 Salı

80’li yıllar ve çocukluğum

80’li yıllar ve çocukluğum
http://www.perakende.org/guncel/80li-yillar-ve-cocuklugumun-esnaf-perakendeciligi-1342788676h.html

Satın alma kararlarımız üzerinde bizi çocukluğumuza götüren korkuların, görüntülerin etkili olduğu ve çocukların tüketici sınıfına dâhil edilmemelerini kabul etmediğimi sıklıkla dile getirdiğimi geçen ayki yazımda belirtmiştim hatırlarsanız. Geçen hafta yazar-şair Kadir Aydemir tarafından hazırlanan “80'lerde Çocuk Olmak” isimli kitabı okudum. 89 yazarın bir araya geldiği kitapta, 80’li yılların yaşam tarzı, kültürü, alışkanlıkları, modası ve o yıllarda geçmiş olan çocukluk hatıraları ayrıntılarıyla, neşeli bir dille anlatılıyor. Çocuklar nasıl tüketici sınıfına konulmuyor? Bu kitap bile beni ismiyle o döneme olan özlemlerimle, yaşanmışlıklarımla uzun bir yolculuğa çıkardı. Bu yolculuktaki en büyük kahramanlarım ise pek çok eğitim ve seminerlerimde atıfta bulunduğum “mahallemin esnafları”ydı ve ben onları bu ay saygıyla ve övgüyle sayfama konuk etmek istiyorum izninizle…

1980’lerin tipik bir Ege çocuğuyum ben. O yıllar masum, samimi, çıkarsız ilişkilerin olduğu yıllardı, yerlerdi, ya da çocuk olduğum dış dünyayı tanımadığım için mi öyle görünüyordu?

80’lerde çocuk olmak demek; çikolata ya da sakız kâğıdından çıkan folyoları tırnakla düzeltip defter arasında saklamaktı. Mahallemin bakkalı Mehmet Amca çok suratsız görünürdü karşıdan ama içi yumuşaktı. Ben tüm apartmanın alacak listesini önüne koyduğumda yerinden kalkmaz bana tek tek yerlerini gösterir ona bu desteğim karşılığında bana sakız ya da o an eşantiyon ne varsa vermeyi ihmal etmezdi. Evimizin diğer köşesinde arkadaşımın annesi Necla Teyze bakkal açtığında rekabetin kızışmasına ve benim arada sırada oradan alışveriş yapmama rağmen bana hiç darılmadı. Günümüze baktığımızda esnaf müşteriye darılıyor rakibe gitti diye. Ne tuhaf!

80’lerde çocuk olmak demek; hatıra defterine yazı yazmak, pul koleksiyonu yapmaktı. Evimizin karşısında eski Türkçe öğretmeni İrfan Hocam emekliliğine denk gelen yıllarda kırtasiye dükkânı açmıştı. Küçücük dükkânının raf düzenini, hizmet verirken kullandığı düzgün Türkçeyi, yeni ürünler geldiğinde (ki o yıllar kurşun kalemden uçlu kalemlere, pelikan silgilerden mis kokulu silgilere geçiş dönemiydi) onları nasıl ön plana çıkarıp vitrinde inci gibi yazısı ile müşteriye afişe etmesini görmeliydiniz..

80’lerde çocuk olmak demek; sevdiğimiz şarkıları teybe kaset takıp dinlemek, radyodan teybe kayıt yapmak, plak dinlemekti. O yıllar mahallelerde müzik dükkânları vardı, gümbür gümbür çalarlardı şarkılar. Biz onlardan takip ederdik Top 10’u. Mahallenin gençleri de onun dükkânının önünde durup caka atarlardı mahallenin ablalarına.

80’lerde çocuk olmak demek; dondurmayı yazın külahta yemekti. Mahallemizin pasta, börek ve dondurmacısı Fevzi Amca… Eşi ve 5 çocuğuyla neredeyse 7/24 çalışırdı ve hala benim çocukluğumun mahallesinde. Bu kez çocuklar büyümüş, gelin-damat-torunlar da çalışmaya başlamış. Logo, dizayn, çeşit hepsi değişmiş; değişmeyen tek şey o samimi karşılama ve ürünlerin değişmeyen tatları. 80’lerde çocuk olmak demek; annelerin kızlarına çeyizlerini mahalledeki çeyiz evlerinden açık hesap taksitle almaları demekti. Ben unutmuştum adını, annem hatırladı: “Yeşiller Ticaret, Bilal Abi”. 15 metrekarelik dükkâna binlerce ürünü nasıl tasnif ettiğini ve onları mahallenin annelerine nasıl pazarladığını görmenizi çok isterdim.

80’lerde çocuk olmak demek; yoğurdu açık almak ve eve götürürken üzerindeki kâğıdı sıyırıp parmakla tadına bakmak ve çakılmasın diye yine aynı parmakla düzeltmek demekti. Mahalle mandıramız Bolulu Hamdi Amca ve iki oğlu, ne zaman dükkâna girsem bana peynir tattırırlardı. Nasıl güzel gelirdi içeriden buram buram kaynayan sütün o muhteşem kokusu.

80’lerde çocuk olmak demek; beyaz eşyayı mahalledeki bayiden almak demekti. Salih Abi, takdire değer bir esnaf, mahalledeki potansiyeli görüp tüm köşelerdeki boş dükkânları kapattı. Beyaz eşyanın yanında mobilya ve halı da satmaya başladı. Aynı mahallede oğulları, kardeşi, babası, gelininin sorumlu olduğu 5 ayrı dükkanı var ve aynı açık hesap sistemi ile çalışıyorlar. 6 ay önce evime buzdolabımı yine onlardan aldım, hatta taksitimi geciktirince hatırlatma için telefon ile aradılar. Vay bee dedim içimden!
80’lerde çocuk olmak demek; eti kasaptan alıp pideyi annelerin hazırladığı iç ile yaptırmaktı kara odun fırınında. Kasaba sinek girmesin diye kapılarda boncuk perdeler olurdu, sonra evler için moda oldu bu perdeler. Bence gerçek et ustalarıydı kasaplar, tıpkı kasap Fevzi Abi gibi.

Şimdi neredeler, ne yapıyorlar bilmiyorum. Pek çok küçük esnaf gibi onlar da büyüklere dayanamadı. Ama benim aklım hala onlarda. Onlar gerçek esnaf, gerçek perakendeciydi. Şimdi bu işi yapan orta, büyük ölçekli firmalar bu esnaf zihniyeti örnek almalılar. Çünkü bunca rekabete karşı yine başladı özellikle bizim kuşağın mahalle esnafını tercih etmesi. Ben bu ay mahallemin emektar esnaflarını anmak ve satın alma kararlarımı çocukluğumdaki yaşanmışlıkların çok etkilediğini yinelemek istedim. Siz de kısa bir yolculuk yapın bu yazının üstüne. Keyifle ve tabii ki sevgiyle…