ZAMAN CETVELİ

KIZILAY KAN BAĞIŞI

KIZILAY KAN BAĞIŞI
KAN ACİL DEĞİL SÜREKLİ İHTİYAÇTIR !..

11 Mart 2013 Pazartesi

1964


4 Ocak 1964 : İnönü’nün 10. ve son kabinesi 175′e karşı 225 oyla güvenoyu aldı. Kabinede 3 Bağımsız Milletvekili bulunuyordu. Ferit Melen, Maliye Bakanlığı; Bülent Ecevit ise Çalışma Bakanlığı görevlerine getirildi.
9 Ocak 1964 : Ünlü yazar Halide Edip Adıvar (Doğumu:1884) öldü.
15 Ocak 1964 : Kıbrıs Konferansı Londra’da başladı.
23 Ocak 1964 : Kıbrıs’ta Bayraktar Camii tekrar bombalandı. EOKA saldırıları bütün hızıyla devam ediyor.
31 Ocak 1964 : Londra’da toplanan Kıbrıs Konferansı başarısızlıkla dağıldı.
6 Şubat 1964 : Kurtuluş Savaşı Komutanlarından Albay Şefik Aker (Doğumu:1877) öldü.
12 Şubat 1964 : Kıbrıs’ta Türklere yönelik kanlı saldırılar oldu.
15 Şubat 1964 : Kıbrıs Konferansı’nın başarısız olması üzerine, İngiltere, Birleşmiş Milletlere başvurdu.
21 Şubat 1964 : Başbakan İsmet İnönü’ye, Mesut Suna adlı bir kişi tarafından suikast teşebbüsünde bulunuldu.
4 Mart 1964 : Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi ‘beşli planı’ kabul etti. Kıbrıs’a üç ay için milletlerarası barış kuvveti gönderilmesine karar verildi.
12 Mart 1964 : Kıbrıs’a müdahale için garantör devletlere 48 saat süre verdik. İnönü:  ”… Ültimatom verdim. Bir reaksiyon göstermezse çıkartma yapacağım… Sabrediyoruz.”
16 Mart 1964 : TBMM, Kıbrıs’a gerektiğinde müdahalede bulunmak için İnönü Hükümetine yetki verdi. Oylamaya katılan 495 üyeden, 4′ü çekimser, 6′sı red, 485′i olumlu oy kullandı.
7 Nisan 1964 : Başbakan İnönü, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’a mektup gönderdi. Türklere yönelik saldırılar devam ediyor.
27 Nisan 1964 : Ankara’da 2. Çubuk Barajı hizmete açıldı.
5 Mayıs 1964 : TBMM’de, Kıbrıs politikası üzerine yapılan genel görüşmede İnönü:  ”… Kıbrıs’taki Türkleri hür yaşatmak şeref görevimizdir… Aksi bir hal çaresine bizi razı etmeye kimsenin gücü yetmeyecektir.” dedi.
7 Mayıs 1964 : Türk Karasuları 6 deniz miline çıkartıldı.
3 Haziran 1964 : Kurtuluş Savaşı Komutanlarından Orgeneral Kazım Orbay (Doğumu:1887) öldü.
5 Haziran 1964 : Türk Hükümeti’nin Kıbrıs’a müdahale kararı üzerine ABD Başkanı Lindon B. Johnson’ın muhtemel Sovyet müdahalesine ve Amerikan yardımından alınan silahların kullanılmasının kabul edilemeyeceğine dair mektubu: (Bu mektup 13.01.1966 tarihli Senato kararıyla kamuoyuna açıklanmıştır.)
“Sayın Bay Başkan,
Türkiye Hükümetinin, Kıbrıs’ın bir kısmını askeri kuvvetle işgal etmek üzere müdahalede bulunmağa karar vermeyi tasarladığı hakkında aldığım haber beni ciddi surette endişeye sevk etmektedir. En dostane ve açık şekilde belirtmek isterim ki, geniş çapta neticeler doğurabilecek böyle bir hareketin Türkiye tarafından takip edilmesini, Hükümetinizin bizimle evvelden tam bir istişarede bulunmak hususundaki taahhüdü ile kabili telif addetmiyorum…
Yıllar boyunca Türkiye’yi en sağlam şekilde desteklediğini ispat etmiş olan Amerika gibi bir müttefikine, bu şekilde sonuçları olan tek taraflı bir kararla karşı karşıya bırakılmasının Hükümetiniz bakımından doğru olduğuna hakikaten inanıp inanmadığınızı sizden sorarım. Binaenaleyh, böyle bir harekete girişmeden önce ABD ile tam bir istişarede bulunmak sorumluluğunu kabul etmenizi özellikle rica etmek zorundayım.
1960 tarihli Garanti Antlaşması uyarınca böyle bir müdahalenin caiz olduğu kanaatinde bulunduğunuz intibaındayım. Bununla beraber, Türkiye’nin tasarladığı müdahalenin, Garanti Antlaşması tarafından açıklıkla önlenen bir çözüm sureti olan bölüşmeyi gerçekleştirme gayesine matuf olacağı yolundaki anlayışımıza dikkatinizi çekmek zorundayım. Ayrıca, söz konusu Antlaşma teminatçı Devletler arasında istişareyi gerektirmektedir. Birleşik Amerika, bu durumda bütün istişare imkanlarının hiç bir şekilde tüketilmediği ve dolayısıyla, tek taraflı harekete geçme hakkında da henüz kabili istimal olmadığı kanaatindedir.
Diğer yönden, Bay Başkan, NATO vecibelerine de dikkatinizi çekmek zorundayım. Kıbrıs’a vaki olacak Türk müdahalesinin, Türk-Yunan kuvvetleri arasında silahlı bir çatışmaya sürükleneceği hususunda zihninizde en ufak bir tereddüt olmamalıdır. Dışişleri Bakanı Rusk, La Haye’de yapılan son NATO Bakanlar Konseyi toplantısında Türkiye ile Yunanistan arasında bir savaşın kelimenin tam anlamıyla düşünülemez olarak telakki edilmesi gerektiğini beyan etmişti. NATO’ya katılmak, esas icabı olarak, NATO memleketlerinin birbirleriyle savaş yapmayacaklarını kabul etmek demektir. Almanya ve Fransa, NATO’da müttefik olmakla yüz yıllık kin ve düşmanlıklarını gömmüşlerdir. Aynı şeyin Yunanistan ile Türkiye’den de beklenmesi gerekir. Ayrıca, Türkiye tarafından Kıbrıs’a yapılacak askeri bir müdahale Sovyetler Birliği’nin konuya doğrudan doğruya karışmasına yol açabilir. NATO müttefiklerimizin tam rıza ve muvafakatleri olmadan Türkiye’nin girişeceği bir hareket sonucunda ortaya çıkacak bir Sovyet müdahalesine karşı Türkiye’yi korumak mükellefiyetleri olup olmadığını müzakere etmek fırsatını bulmamış olduklarını takdir buyuracağınız kanaatindeyim.
Diğer yönden, Bay Başkan, bir Birleşmiş Milletler üyesi olan Türkiye’nin vecibeleri dolayısıyla da endişe duymaktayım. BM, Ada’da barışı korumak için kuvvet temin etmiştir. Bu kuvvetlerin görevi zor olmuştur. Fakat, geçen son birkaç hafta içinde, Ada’daki şiddet hareketlerinin azaltılmasında tedrici bir şekilde muvaffak olmuşlardır. BM arabulucusu henüz işini bitirmemiştir. Hiç şüphem yok ki, BM üyelerinin çoğunluğu, BM gayretlerini baltalayacak olan ve bu zor meseleye BM tarafından makul ve barışçıl bir hal tarzı bulunmasına yardım edebilecek her hangi bir ümidi yıkacak olan Türkiye’nin tek yönlü hareketinde en sert bir şekilde tepki gösterecektir.
Aynı zamanda, Bay Başkan, askeri yardım alanında Türkiye ve ABD arasında mevcut iki taraflı anlaşmaya dikkatinizi çekmek isterim. Türkiye ile aramızda mevcut 1947 tarihli antlaşmanın 4. Maddesi mucibince, askeri yardımın, veriliş maksatlarından başka amaçlarla kullanılmaması için Hükümetinizin, ABD’nin muvafakatini alması gerekmektedir. Hükümetinizin bu şartı tamamen anlamış bulunduğunu muhtelif vesilelerle Birleşik Devletlere bildirmiştir. Mevcut şartlar altında Türkiye’nin Kıbrıs’a yapacağı bir müdahalede Amerika tarafından temin edilmiş olan askeri malzemenin kullanılmasına ABD’nin muvafakat edemeyeceğine size bütün samimiyetimle ifade etmek isterim.

Sözlerimi pek fazla sert bulabilir ve bizim, Kıbrıs meselesinde Türkiye’nin ilgisine karşı bigane (yabancı) olduğumuzu düşünebilirsiniz, durumun böyle olmadığını, size temin etmek isterim…Türkiye ile olan ilişkilerimize çok büyük bir değer veriyoruz… Siz ve biz, komünist dünyasının ihtiraslarına karşı koymak üzere birlikte dövüştük. Bu dayanışma bizim için büyük bir mana taşımaktadır… Kıbrıs’la ilgili olarak, Türk cemaatini tehlikeye maruz bırakacak herhangi bir çözüm yolunu desteklemeyi düşünmüyoruz. Nihai bir çözüm yolu bulamadık, zira bunun dünyadaki en girift meselelerden biri olduğu aşikardır…
Nihayet Bay Başkan, en ciddi meseleyi; savaş mı?, barış mı? konusunu vazetmiş bulunuyoruz. Bu konular Türkiye ve Birleşik Amerika arasındaki iki taraflı ilişkilerin çok ötesine giden meselelerdir. Bunlar, sadece Türkiye ve Yunanistan arasında bir savaşı muhakkak olarak doğurmakla kalmayacak, fakat Kıbrıs’a tek taraflı bir müdahalenin doğuracağı, önceden kestirilemeyen sonuçlar nedeniyle, daha geniş çapta çatışmalara yol açabilecektir.
… En dostane şekilde size şunu bildirmek isterim ki, bizimle yeniden ve en geniş ölçüde istişare etmeksizin böyle bir harekete tevessül etmeyeceğinize dair bana teminat vermediğiniz takdirde konunun gizli tutulması hususunda ki talebinizi kabul edemeyecek ve NATO Konseyi ile BM Güvenlik Konseyi’nin acele olarak toplantıya çağrılmasını istemek mecburiyetinde kalacağım.
….
Hürmetlerimle”
5 Haziran 1964 : Adalet Partisi Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala (Doğumu:1897) öldü.
7 Haziran 1964 : Senato kısmi seçimleri yapıldı. AP:31, CHP:19, Bağımsızlar:1 senatörlük kazandılar.
9 Haziran 1964 : Başbakan İnönü, Başkan Johnson’ın mektubunu cevaplandırdı. (Bu mektup, 13.01.1966 tarihli Senato kararıyla kamuoyuna açıklanmıştır.)
“Sayın Bay Başkan,
Kıbrıs’ta Garanti Antlaşması gereğince ferdi hareket hakkını kullanma kararını arzunuz veçhile talik ettik (erteledik). Mesajınıza hakim olduğunu buyurduğunuz açık kalplilik ve dostluk hislerine dayanarak, ben de size cevabımda durumu ve düşündüklerimizi tam bir samimiyetle açıklamaya çalışacağım.
Bay Başkan,
Mesajınız gerek yazılış tarzı, gerek içindekiler bakımından Amerika ile ittifak münasebetlerinde daima ciddi bir dikkat göstermiş olan Türkiye gibi bir müttefikinize karşı hayal kırıcı olmuş, ittifak münasebetlerine değinen muhtelif konularda önemli görüş ayrılıkları belirtilmiştir. Gerek bu ayrılıkların, gerek mesajın genel havasının sadece çok sıkışık bir zamanda acele toplanmış muta’lara dayanarak yapılmış iyi niyetli bir teşebbüsün telaşından doğmuş hususlardan ibaret olmasını yürekten dilerim.
İlk önce Garanti Antlaşması icabı olarak Kıbrıs’a askeri müdahale zarureti görüldüğü, zamanın ABD Hükümeti ile istişare etmekte kusur ettiğimiz önemle belirtilmektedir. 1963 sonundan beri Kıbrıs’ta askeri müdahale ihtiyacı, bu sefer ile beraber dördüncü oluyor.
Başından beri Amerika ile bu konuda istişare ettik. 25 Aralık 1963′de ilk buhran patladığı vakit, Garantör Devletlerle temas ettiğimizde, derhal Amerika’yı haberdar ettik ve Amerika bize bu konuda kendisinin bir taraf teşkil etmediği cevabını verdi. Ondan sonra müdahale müzakeresini İngiltere ve Yunanistan ile yaptık ve bildiğiniz gibi, 26 Aralık 1963′te İngiliz Komutası altında üçlü bir askeri idare kuruldu. Londra Konferansı’nın ve İngiliz-Amerikan müşterek tekliflerinin Makarios’un tutumu yüzünden akamete uğraması ve Ada’da Türklere tecavüzlerin devamı dolayısıyla Şubat ayında çok buhranlı günler geçirdik ve durumun vahametinden Amerika’yı haberdar ettik.
İngiliz-Amerikan tekliflerinin reddi ile hasıl olan boşluk dolayısıyla Ada’da nizamı tesis için müdahalenin zaruretini anlattık ve her an müdahale mecburiyetinde kalacağımızı size bildirdik. Hatta sizden muayyen konular için teminatlar istedik. Bunlara olumlu cevap verdiniz. Buna rağmen bizden müdahale etmememizi istediniz ve Makarios’a BM’de lüzumlu dersin verileceğini ve Türk hak ve menfaatlerinin tamamıyla korunmasını sağlayan bir plan hazırlandığını ifade ettiniz.
Bu isteğinize uyduk, fakat BM’de arzu edilen sonuç alınamadı. Üstelik, Güvenlik Konseyi’nin kurulmasına karar verdiği, BM Kuvveti’nin kurulması bir sorun halini aldı. İşte 3. defa müdahale ihtiyacı, 4 Mart Güvenlik Konseyi kararından sonra, BM Kuvvetleri’nin teşekkül edip etmeyeceği hakikaten tereddüt uyandırdığı günlerde, Kıbrıs’taki tedhişçilerin cesareti artınca, tecavüzlerine karşı Türk cemaatini korumak için yeniden ortaya çıktı.
Fakat BM Kuvveti’nin en kısa zamanda teşkil edileceğini bize temin ederek, Güvenlik Konseyi kararından sonra müdahale yapmamamızda ısrar ettiniz. Teşebbüsümüzü tekrar tehir ederek, BM Kuvvetleri’nin görev almasını bekledik.
Sayın Başkan,

Son defa Kıbrıs hükümeti açıktan silahlanmaya başladı. BM’i kendi zulmünü ve anayasa dışı idaresini takviye edecek yardımcı bir vasıta gibi farz etti. BM anayasa nizamını iade ve tecavüzleri durdurmak için salahiyetlerinin ve müdahale niyetlerinin eksik olduğu aşikar bir gerçek halini almıştır. Yunan Hükümeti’nin Kıbrıs idaresini nasıl teşvik ettiğini biliyorsunuz.
Bu ahval içinde Kıbrıs’ta mezalimi durdurmak için bir müdahaleye mecbur olacağımızı Amerika’da sizin huzurunuzda konuşurken söyledik.
La Haye’de Dışişleri Bakanınıza böyle bir ihtimal için Amerika’nın bizi destekleyip desteklemeyeceğini sorduk. Bir cevap vermediniz… Her defasında sizi haberdar ettik ve sizin iyice bildiğinizi tahmin ediyordum…
Görüyorsunuz ki, tek taraflı bir kararla karşı karşıya bırakmak istidadı bizde yoktur. Bizim şikayetimiz, aylardan beri had bir surette ıstırabı içinde yaşadığımız bir meseleyi size anlatamamış olmamız ve Yunanistan’la iki müttefik arasında husule gelen haklı ve haksız durumda samimi ve ciddi bir vaziyet almamış olmamanızdandır.
Sayın Başkan,

Görüyorsunuz ki Türkiye, diğer teminatçı iki devletle devamlı istişare ve gerektiğinde müşterek hareket etmek imkanlarını ciddiyetle aramıştır. Bu durumda, Türkiye’nin tek başına harekete geçmeden evvel diğer teminatçı iki devlet ile istişare etmek vecibesini yerine getirmediği iddia edilebilir mi? Türkiye’ye samimiyetle ve sadakatle yerine getirdiği istişare vecibesini hatırlatmaya lüzum hisseden ABD Hükümeti’nin, imzaladığı antlaşmaları reddeden Yunanistan’a, milletlerarası hukukun temeli olan ‘pacta sunt servanda’ (bekanın temeli) kuralına uyması gerektiğini hatırlatması icabetmez mi?…
Sayın Başkan,

Mesajınızın, Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahalesinin Ada’yı taksim gayesi ile vuku bulacağı kanaatinde olduğunuza dair ifadelerini büyük bir hayret ve derin bir üzüntü ile karşıladım…
Sizi en kesin ve açık bir surette temin etmek isterim ki, eğer Türkiye bir gün Kıbrıs’a askeri müdahale zorunluluğunda bırakılırsa bu, tamamıyla milletlerarası antlaşmaların hükümlerine uygun olarak yapılacaktır.

Bay Başkan,
Mesajınızda NATO taahhütlerine temas ederek, NATO müttefiklerinin birbirlerine karşı savaş açmamalarının NATO’nun ruhunu teşkil ettiğini, Kıbrıs’a bir Türk müdahalesinin Türk-Yunan savaşına yol açabileceğini ifade ediyorsunuz.
Sözlerinizin birinci bölümü ile tam beraberlik halindeyim. Fakat, NATO müttefiklerinin birbirleriyle imzaladıkları milletlerarası antlaşmalara yekdiğerinin ahdi (antlaşmaya ait) haklarına, karşılıklı vecibelerine riayet mükellefiyetleri de, ittifakın aynı derecede hayati önemde bir icabıdır. Yekdiğerine karşı ahdi vecibelerini, taahhütlerini istediği zaman reddeden devletler arasında bir ittifak tasavvur edilebilir mi?
… Türk-Yunan savaşı ancak, Yunanistan’ın Türkiye’ye tecavüz etmesi halinde olabilir. Müdahale halinde bizim düşüncemiz, teminatçı devletler sıfatıyla Yunanistan ve İngiltere’yi Kıbrıs’ta anayasa düzenini ihya amacıyla fiili işbirliğine davet etmektir. Davetimize ve ahdi taahhütlerimize rağmen Yunanistan, Türkiye’ye tecavüz ederse, meydana gelecek sonuçların sorumluluğu Türkiye’ye atfedilebilir mi? Ümit etmek isterim ki, bu hususlara Yunanistan Hükümetinin dikkatini önemle çekmiş bulunuyorsunuz.
Mesajınızın, Kıbrıs’ta girişilecek bir hareket sonucunda Sovyetlerin müdahalesine maruz kaldığı taktirde, NATO müttefiklerinin Türkiye’yi savunma yükümlülükleri konusunda tereddüt izhar eden kısmı, NATO ittifakının mahiyeti ve temel prensipleri bakımından aramızda büyük görüş farkı olduğunu intibaını vermektedir. İtiraf edeyim ki, bu bizim için büyük bir teessür ve ciddi bir endişe kaynağı olmuştur. NATO müttefiklerinin herhangi birine yapılacak tecavüz, tecavüz eden tarafından tabiatıyla daima haklı gösterilmeye çalışılacaktır. NATO’nun bünyesi, mütecavizin iddialarına kapılacak kadar zayıfsa, tedaviye muhtaç demektir.
Bizim anlayışımıza göre, Atlantik Antlaşması, üye devletlere, taarruza uğrayan üyeye derhal yardım etmek vecibesini yüklemektedir. Her üyenin takdirine bırakılmış olan husus, bu yardımın sadece mahiyet ve ölçüsüdür. Şayet diğer üyeler, Sovyet müdahalesine maruz kalan NATO üyesinin haklı olup olmadığı, müdahaleyi kendi davranışı ile tahrik edip etmediği gibi hususları tartışmaya kalkışırlar ve tartışma sonucuna göre yardım mükellefiyetleri olup olmadığının tespiti cihetine giderlerse, NATO ittifakının temel direkleri sarsılmış ve anlamı kalmamış olur.
… BM’in Ada’daki faaliyeti zulüm idaresini durduramamıştır. Son birkaç hafta içinde nispi bir sükun görülmesi ancak Rumların yeni hazırlıklarının başlangıcıdır. Kuşatılmış köyler devam ediyor. BM’in Kuvvetleri, Türkleri teskin ederken, Rumların mahsüllerini kaldırmalarını sağlıyorlar. Türklerin mahsullerini kaldırabilmeleri için Rumların sakin durmalarını temin etmiyor ve Rum tecavüzlerine seyirci kalıyorlar. Hayati ehemmiyeti haiz olan bu teferruat yüksek ıttılaınıza (mevkiinize) gelmeyebilir, ama biz, her gün bu faciaların hikayesi içinde yaşıyoruz.
Sayın Başkan,
Takip buyurduğunuz politikanın Yunanistan’da infial yaratmış olmasını bana karşı delil olarak gösteriyorsunuz. Yunanistan, Kıbrıs meselesinde antlaşmaları tamamıyla yok edinceye kadar her surette tesir etmeye çalışacak bir mizaçta ve yoldadır. Biz, müttefiklerimize haklı davalarımız için ıstıraplarımızı ve soydaşlarımızın içinde yaşadıkları trajedinin temini pek güç olan acılarını anlatamıyoruz. İnfial nümayişlerinden istifade aramamıza da mizacımız elverişli olmuyor. Sizi temin ederim ıstırabımız derindir, haklı durumumuzu anlatamıyoruz ve sizin, meseleye layık olduğu önemi verip bu meselenin bünyesinde sakladığı tehlikeleri önlemek için bütün gayretinizi ve otoritenizi kullanmanız lazım geldiğini kabul ettiremiyoruz. Fransa ile Almanya arasındaki düşmanlığın bırakılması bir örnektir. Fakat biz, bu imtihanı bütün Anadolu’yu yangın yerine çeviren mezalimden sonra Yunanlılar ile dostluk kurmak suretiyle 40 yıl evvel geniş ölçüde geçirmiş bir milletiz.
Sayın Başkan
… Kıbrıs konusu üzerine sizinle görüşmek üzere Amerika’ya gitmekten bahtiyar olacağım…
Saygılarımla”
19 Haziran 1964 : Başkan Johnson’ın davetiyle Amerika’ya hareket etmeden önce Hükümetin Kıbrıs politikası ile ilgili olarak güvenoyu isteyen İnönü, 194 aleyhte ve 2 çekimser oya karşın 200 lehte oy aldı.
- Ankara ve İstanbul’da sıkıyönetim 1 ay daha uzatıldı.
21 Haziran 1964 : Başbakan İnönü, ABD Başkanı Johnson’ın özel uçağı ile Amerika’ya hareket etti.
23 Haziran 1964 : Talat Aydemir ve Fethi Gürcan haklarındaki ölüm cezalarının yerine getirilmesine, Osman Deniz ve Erol Dinçer haklarındaki ölüm cezalarının ise yerine getirilmemesine dair kanun kabul edildi.
24 Haziran 1964 : İnönü, Washington’dan ayrılırken açıklama yaptı: “Meselenin güçlüklerini saklamak istemiyoruz. Fakat Amerikalılar ile birlikte dün vardığımız netice, bu güçlüklerin hallini kolaylaştıracaktır…. Savaş tehlikesi devam ediyor!.. Enosisi kabul ederiz, şu şartla ki Ada’nın bir kısmı Türkiye’ye bir kısmı Yunanistan’a verilsin.”
27 Haziran 1964 : Fethi Gürcan idam edildi.
1 Temmuz 1964 : İnönü, Amerika dönüşü Fransa’ya da uğrayarak General de Gaulle ile görüştü. Türkiye’nin Kıbrıs politikasını anlattı.
2 Temmuz 1964 : İnönü yurda döndü. Basın mensuplarına: “İyi bir netice ile yurda geldim…” dedi.
5 Temmuz 1964 : 20 Mayıs darbe girişiminin başı Albay Talat Aydemir idam edildi.
16 Temmuz 1964 : Kıbrıs’ta Rumlar, Girne (St. Hilarion) Kalesini zorlamaya başladılar. Kıbrıs yeniden kana bulandı. Türklere yönelik şiddetli saldırılar yapılıyor.
- Hamidiye kahramanı, Cumhuriyet’in ilk Başbakanlarından Rauf Orbay (Doğumu:1881) öldü.
7 Ağustos 1964 : Türk Hava Kuvvetlerine bağlı jetler, Kıbrıs üzerinde ihtar uçuşu yaptı.
8 Ağustos 1964 : Kıbrıs’ta Rumlar saldırılarını ve katliamlarını artırınca, jetlerimiz Kıbrıs üzerinde uçmaya ve askeri hedefleri bombalamaya başladı. Bir uçağımız düştü, pilot Yüzbaşı Cengiz Topel şehit oldu.
10 Ağustos 1964 : Sovyetler Birliği Başkanı Nikita Kruşçef, Başbakan İnönü’ye mesaj göndererek itidal tavsiye etti.
27 Ağustos 1964 : Amerika’nın Kıbrıs konusunda Türkiye’yi sürekli fedakarlığa zorlaması nedeniyle, Ankara’da ilk kez Amerika aleyhtarı gösteri yapıldı.
28 Ağustos 1964 : Ankara’da Amerika aleyhtarı ikinci miting yapıldı.
29 Ağustos 1964 : Ankara, İstanbul ve İzmir’de Kıbrıs için mitingler yapıldı.
30 Ağustos 1964 : Hükümet, mitingler dolayısıyla İzmir Fuarını süresiz kapattı.
7 Eylül 1964 : Kıbrıs Erenköy’e helikopter ile yiyecek gönderildi.
30 Eylül 1964 : SSCB ile Kıbrıs Cumhuriyeti arasında askeri yardım antlaşması imzalandı.
5 Ekim 1964 : Hükümet, Kıbrıs’ta Rumların yarattığı tehlikeli durum dolayısıyla Birleşmiş Milletler’e başvurdu.
25 Ekim 1964 : Tatvan-Muş demiryolu hizmete açıldı.
30 Ekim 1964 : Dışişleri Bakanı Feridun Cemal Erkin, Sovyetlerin gönderdiği uçakla Moskova’ya gitti.
8 Kasım 1964 : Celal Bayar 6 ay süre ile serbest bırakıldı.
16 Kasım 1964 : Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Cevdet Sunay, bazı politikacıların konuşmaları üzerine parti liderlerine ikaz mektubu göndererek;
1-Memleketin iki hasım kampa itilmek istenildiğini,
2-Orduyu, halkın karşısında gibi gösterilmeye çalışıldığını,
3-Komutan ve subayların bu durumdan hoşnutsuz bulunduklarını, belirterek, bunların kesin olarak önlenmesini istedi.
22 Kasım 1964 : Cumhurbaşkanı Gürsel başkanlığında toplanan liderler, rejimin korunması konusunda anlaştılar.
25 Kasım 1964 : Kurtuluş Savaşı Komutanlarından Korgeneral Naci Tınaz (Doğumu:1882) öldü.
29 Kasım 1964 : AP 2. Büyük Kongresinde Süleyman Demirel 1072 (Bilgiç: 552, Arıburnu: 39) oy alarak genel başkan seçildi.
3 Aralık 1964 : Genel kurmay Başkanı Cevdet Sunay’ın bazı basın sahipleri ve politikacıları suçlayan demeci ‘Kim’ dergisinde yayınlandı.
9 Aralık 1964 : Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in, parti liderleriyle yaptığı toplantı ile ilgili bir bildiri yayınlandı: “… Tarihin hiç bir devrinde, hiç bir ülkede, siyasi partiler, kendilerine vücut veren anayasa rejiminin meşrutiyetinin istismar edilmesine müsaade etmedikleri gibi ve bundan daha vahim olarak, devletin beka ve güven müesseselerinin başında olan ordusuna dil uzatılmasını veya uzatılmış olduğu iddiasını müsamaha veya sükut ile karşılamamışlardır…”
20 Aralık 1964 : Türkiye-Bulgaristan futbol maçı esnasında, Ali Sami Yen stadının parmaklıkları çöktü, 70 kişi yaralandı.